60 Gün Hayvan Gibi Spor Yapacağım #2

Bugün spor salonundaki 2. günümdü, sabah saat 8:40 da alarm çaldı ben ayılana kadar 9:15 oldu ama ne olursa olsun saat 10:00 da salonda spora hazırdım.

Bugün günlerden cardio günüydü ve ben bir önceki gün çalıştığım göğüs ön kol antrenmanından sonra cardionun daha hafif geçeceğini düşünüyordum fakat hiç de öyle umduğum gibi olmadı. Salona girer girmez yürüyüş bandının tepesinde aldık soluğu ve 6 speed yürüyüş 9 seviye eğim ile adete dağa tırmanarak güne merhaba dedim 5. dakikadan sonra 2 dakika 9 speed ve 3 eğim ile koşu yapıp geri kalan 3 dakikada kendimi soğumaya bırakıp hafif tempolu yürüyüşüme devam ettim. Koşu bandındaki işler bittiğinde hiç beklemeden performans bisikletinin tepesine çıktım ve 5 dakika yüksek tempoda bisiklet sürdüm. 5 dakikanın sonunda normal sırtınızı yaslayabildiğimiz bisiklete geçip 5 dakika da hafif tempolu bir şekilde sürüşü yapıp bisikletlerle olan işimizide bitirmiş olduk.

Tabi ben bu sırada su olmuş akıyordum adeta kurumadan direk mekik hareketleri için yere yatıp başladım mekik çekmeye. Mekik tamamlandıktan sonra plank ve crunh ( yazım hataları olabilir) hareketleri yaparak iyice canımı çıkarttım ve kendimi bir anda eliptik bisiklet yada uzay yürüyüşü diye adlandırdıkları aletin üzerinde nefes almaya çalışırken buldum. 10 dakika eliptikten sonra cardio antrenmanını tamamladım.

Tüm bu antrenmanı aç karnına yaptım, cardiodan sonra kahvaltı yaptım klasik peynir zeytin salata domates tarzı ama ekmek sıfır hiç yemedim. Saat 17:30 da ton balıklı salata yedim, akşam 19:00 da bir kaç kiraz yedim ve yatmadan 1 saat önce yeşil çayımı içtim. Bugünlük bu kadar yarın sabah 10 da sırt ve omuz antrenmanı var, yarın görüşmek üzere!

Şiirlerle Steemit (Best of) #3

HERGELE

Ne kadar üzülsem de sattım seni,
KALVAS artık twisiz idi…
Günümün yarısı geçiyor sahibindende,
İnanın tik oldu, değil elimde.

Arabasız kalmak değil kolay,
Yapamıyor insan onsuz kolay kolay…
Hayır gidemem metrobüs ile,
Alıştım artık bir kere…

Kestirdim gözüme bir araba,
Dedim alıyorum ben bunu baba.
Ekspertize sokalım evlat, dedi baba.
Arabada çıktı 15 takla…

Arabamı geri verin bana
Almıyorum araba maraba.
Kalmadı güvenim artık kimseye,
Canım Twim gel geri evine…

Giriyorsun rüyama her gece,
Alışmışım sana hergele.
Boğulsan da eğimde,
İstiyorum seni yine…

Gel hadi gidelim yine oto sanayiye
Baktıralım amcalara, neyin varmış diye…
Yakalım balataları keyfimizce,
Söz kızmayacağım sana hergele…

22497044_1818963271728859_48682709_o.jpg

YAZAN: @KALVAS

Şiirlerle Steemit (Best of) #2

Nargileci Nedim

Giderim her gece Bebeğe Ortaköye,
Söylerim bir anasonlu nargile.
Yazlığa gittiğimde kendime,
Bulamadım bir nargile.
Daldım düşüncelere kara kara.
Geldi aklıma elektronik sigara.
Ettim hemen sipariş,
Dedim patlamaz inş.
Nargileci Nedim aklınla bin yaşa,
Ne güzelmiş bu elektronik sigara.
Ejderhaya kafa tutarcasına…
Püskürtüyorum sağa sola.
Düşürmedim elimden günlerce,
Duman altı oldu Çanakkale.
1 gün dumanı gören dede…
Yangın çıktı sandı bahçede.
Ne ettin sen bize Nedim baba ?
Düşürdün beni böyle bir belaya.
Elimde patlasa daha iyi,
Dayanmıyor para likite vallahi.

 

60 Gün Hayvan Gibi Spor Yapacağım #1

Eveeeet beyler bayanlar dün sizlere bahsetmiş olduğum hayvan gibi 60 gün spor yapmak adlı yazı dizimizin bugün ilk postunu göndermekten gurur duyuyorum.

Öncelikle bu sabah saat 10:30 da uyandım ve iyi olacak hastanın doktor ayağına gelirmiş misali telefonumda aynen şu mesajı gördüm; – haydi kanka kalkınca yaz da hemen spora gidelim. Bunu yazan arkadaşım besyo mezunu spordan baya anlayan bir tip bende hemen atladım tabii geldi aldı beni sağolsun salona gittik.

Aç karnına 10 dakika koşu bandında 6. Seviye hızda yürüyüş yaparak ısındım ve ardından öküz gibi göğüs ve ön kol antrenmanı yaptık 7 göğüs 5 ön kol hareketini tamamladığımda gözlerim kararmış ve kan şekerimi düşmesinden olsa gerek sürekli bir esneme moduna bürünmüştüm, adeta ağzım ayrılıyordu. Spor bittiğinde bir enkaza dönüşmüş üzerimdeki siyah tişört bedenimle bütünleşmiş ve su gibi ıslanmıştı. Hemen canavar gibi duşumuzu alıp günün ilk öğünümü yemek üzere güzel tavuklu salata yapan bir mekana gittik ve ben o açlıkla adeta tabağa tek attım.

Dünya varmış edasıyla evin yolunu tuttum ve dinlenmeye çekildim. Akşam yemeği olarak anamın sağolsun fırında yağsız pişirmiş olduğu tavuk göğüslerini ve yine çok az yağ kullanılarak yapmış olduğu bulgur pilavını yedim. Akşam dediğime bakmayın saat 17:30 du bu yemeği yediğimde. Uyumadan 2 saat önce bir koca fincan yeşil çay içtim ve şu an size şu satırları yazarken midemden gelen isyan seslerine aldırış etmemeye çalışıyorum

Asla vazgeçmek yok yarın sabah saat 9 da yine aç karnına çok çok sağlam bir cardio beni bekliyorum şimdi uyumalıyım yarın ki yazıda görüşmek üzere…

2 ay hayvan gibi spor yapacağım

Selamlar dostlar bugün sizlere 2 ay full tempo devam etmek üzere başlayacağım spor serüvenim ile ilgili bir şeyler yazmak istiyorum.

Öncelikle belirtmeliyim ki hayatım boyunca hep iri yarı yaşıtlarından kilo ve boy olarak ağır ve uzun olan bir tip tim. Geçmişimde bir çok spor deneyimi barındırmakta olan biri olarak bazen sanırım şişman yaşamaya mahkum olduğumu düşünmedim desem yalan söylemiş olurum. Hani derler ya arkadaş su içsem yarıyor tam anlamıyla o adam benim şu yaşıma kadar su içsem yaradı.

Yaklaşık olarak 2 yıl önce spor anlamında kendi nirvanamı yaşadım, kız arkadaşım wat (work and travel) için Amerika’ya gitmişti tam 3 ay yalnız free bir adam olarak kendimi bir şeylere sarmam gerekiyordu ve bu boşluğu sporla birlikte çok güzel doldurmuştum. Uzun zaman sonra hayatımda ilk kez 89 kilo ya kadar düşmüştüm ve benim için inanılmaz bir başarı anlamına geliyordu. Sonra kız arkadaşım Amerika’dan döndü tatile gittik ve ben tatil dönüşü hayvan gibi 4 kilo alıp geldiğim için bir daha spor salonunda da dikiş tutturamayarak yenide eski şişman günlerime merhaba demem pek uzun sürmemişti ve yine 95-100 civarlarında dolaşmaya başlamıştım.

Sonra sonra hayatıma crypto girmeye başladı ve güzel rakamlar kazanmaya başladım, hayatımda bazı köklü değişiklikler oldu ve mevcut çalışmakta olduğum işimden istifa ederek crypto dünyasına daha fazla odaklanmayı tercih ettim. Bunları şu yüzden anlatıyorum crypto bitcoin steemit steem bunlar hep kilo yapıyor arkadaşlar, işten ayrılalı yaklaşık olarak 4 ay kadar oldu ve ben daha durağan bilgisayar başında bir hayat yaşamaya başladım. Bu hayat tarzı bana beraberinde 10 kilo getirdi ve şuan 108-110 kilo aralığında gidip gelen hımbıl merdiven çıkarken yorulan ve giydiği kıyafetleri kendine yakıştırmayan ayı gibi bir adam oldum.

Acilen kendi kendime bir önlem almam gerektiğine karar vererek bir spor hocasıyla anlaştım ve tatile çıkacağım ağustos 18 tarihine kadar bende büyük değişiklikler yapabileceğinin bana sözünü verdi, tabi ki bende onun benden istediği her şeyi yerine getirme sözünü verdim ona. Şimdi kimse benden memelerimin ve kıllı göbeğimin olduğu bir fotoğrafı bu postun altına eklememi beklemesin ama yinede mütevazi bir başlangıç fotosu paylaşacağım ve her gün yaptığım spor ve yediğim yemekleri burada blog halinde tam 2 ay boyunca paylaşacağım iki ay sonunda ne kadar bir yol alabildiğimi buradan hep birlikte takip edebiliriz haydi bismillah diyor ve yarın ilk spor günüme başlayacak olmanın sabırsızlığı ile satırları burada sonlandırıyorum takipte kalın!

Travel: İğneada/Kırklareli – TURKEY

Kafa dinlemek için en iyi çözüm yolu tatile çıkmaktır. Genelde kolay kolay bunalmam fakat son bir kaç aydır piyasadaki kasvetli ortam beni gerçekten çok yordu. Bu yüzden Ukrayna tatilimden sonra ilk kez başka bir tatil planı yapmaya başladım. Daha çok kafa dinlemekten yana olduğum için sessiz sakin doğayla iç içe mekanları tercih ederim, bu kez Türkiye içerisinde bir yere gitmek istediğim için adresim İğneada oldu.

İyi de oldu…

İğneada’ya daha önce hiç gitmemiştim. İstanbul’dan yola çıkarak, İğneada’ya yaklaşık 2.30-3.00 saat kadar bir süre zarfında varabiliyorsunuz. Çok fazla virajlı yollarının olmasının yanı sıra bir çokta doğa manzarasına sahip olan İğneada, beni genel olarak tatmin etti diyebilirim. Yolculuk esnasında en tuhafıma giden olay, İğneada yolu üzerinde manyetik alan olarak adlandırılan bir yerin olmasıydı. Bu yol baktığınızda aslında yokuş aşağı gittiğinizi görüyorsunuz fakat arabayı durdurup boşa aldığınız zaman, araba kendi kendine yokuşu tırmanıyor. İnternette bu olayla alakalı bir çok video seyretmiştim ama gidip deneyimlemek gerçekten ilginç oldu.

İğneada’nın merkezinde bir pansiyonda konakladım. Pansiyonun konumu çok güzeldi, yani yürüyerek plaja ve çarşıya gitmeniz sadece 10-15 dakika sürüyordu. Ama bayram olduğu için gereğinden fazla bir kalabalık vardı. Bu kalabalıkta ister istemez, plajlara çarşılara bir hayli yansımıştı. Biz ekip olarak 7 kişi, 2 araba gittik. Daha çok keşfedilmemiş bakir sahilleri tercih ettik.

Genel olarak yaz aylarında günün büyük bir kısmı plajda geçtiği için bir anda akşam vakti olmuştu ve mangalın başına geçmiştik bile. Biz mangalı yaparken havada gök gürültüleri başlamıştı bile. Enteresan bir havaya sahip olan İğneada’da yaz ayında aniden fındık büyüklüğünde dolu yağışı ile karşı karşıya kaldık. Zor şartlar altında da olsa mangal başarıyla tamamlandı.

Beğendik/İğneada buranın çok tuhaf bir atmosferi vardı. Tamamen doğanın içinde, denizin kenarında bir kafesi dışında başka hiç bir şeyi olmayan bu yer manzaraya karşı, gün batımını seyrederken çay içip huzur dolmanız için kesinlikle tercih etmeniz gereken bir mekan.

Sahilinde çok garip kayalar vardı, kayalar sanki elle yapılmış gibi hepsi birbirine benziyor ve kayaların üstünde belirli aralıklarla boşluklar vardı. Lol oynayanlar bilir adeta Taliyah’ın ultisi gibiydi bu kayalar.

Tatil bitti, İstanbul’a geri dönüş yolculuğu başladı. Yolculuk esnasında inanılmaz bir yağmura yakalandık, arabanın silecekleri resmen yetersiz geliyordu. Dediğim gibi çok tuhaf bir havası vardı buranın. Yağmur yarım saat kadar yağdıktan sonra, ormanın içinde çay, kahve servisi yapan bir kafe bulduk. Gerçekten çok samimi bir ortamı vardı ve burada orman havasını çok net bir şekilde soluyabiliyorsunuz. Çay molasının ardından yavaştan İstanbul’a doğru yaklaşınca Büyükçekmece tabelasını görünce tatilin bittiğini anladım.


 

Lepistes – Guppy

Merhaba sevgili akvaryum severler bugün bu yazımda sizlere akvaryum dünyasının en çok sevilen ve en çok tercih edilen türlerinden birisi olan lepistes(guppy) türü hakkında bilgiler aktarmaya çalışacağım

lepistes ile ilgili görsel sonucu

Lepistes balıklarının doğal yaşam alanları orta amerikadan brezilyaya kadar uzanan geniş bir bölgedir. Bizim akvaryumlarımızda beslediğimiz lepistes balıkları doğada görülenlerden biraz daha farklı ve ehlilleştirilmiş türlerdir. Lepistes balıkları akvaryum ortamında çaprazlama yöntemiyle çiftleştirilerek sayısız varyeteler meydana getirilmiştir, ülkemizde en yaygın olan lepistes türleri full red, full black, german, moscow green, moscow blue ve koi lepistes gibi öze tür ıslah edilmiş lespiteslerdir.

Genellikle doğal ortamlarında lepistesler bitkisel ağırlıklı olarak beslenselerde su içindeki mikro organizmalarıda afiyetle tüketirler. Su şartları olarak sert olmayan yumuşak su lardan hoşlanırlar bu sebeple evinizdeki lepistes akvaryumunuzda mangrow kökü yada kurumuş ağaç yaprağı gibi suyu yumuşatacak materyaller kullanmanızı tavsiye ederim.

lepistes ile ilgili görsel sonucu

Genellikle barışçıl bir tür olan lepistesler akvaryum dünyasında canlı doğuranlar grubuna dahil edilmişlerdir ve yine kendileri gibi farklı canlı doğuran türleriyle bir arada beslenmeleri tavsiye edilir. Üreme olarak bir lepistes dişisi ve erkeği aynı akvaryumdaysa ve uygun su şartları sağlanmış ise dişi mutlaka bir şekilde hamile kalacaktır sizin ekstra bir çaba harcamanıza gerek yoktur.

Doğum sırasında direk yüzer vaziyetteki yavrularınızı yaşatmak ve kayıp vermemek için hamile dişiyi yavruluğa yada başka bir akvaryuma aktarabilirsiniz. Ben dişiyi başka akvaryuma ayırmakla uğraşamam derseniz akvaryumunuzu bol bir şekilde bitkilendirmenizi tavsiye ederim bu sayede yeni doğan yavrular bitki yaprakları arasında tıpkı doğal ortamlarındaki gibi saklanarak hayatta kalmaya çalışırlar.

lepistes ile ilgili görsel sonucu

Dişi lepistes balığınızın hamile olup olmadığını nasıl anlayacağınız konusuna gelirsek balığın karnı gözle görülür bir şekilde şişkin ve anüs kısmı siyaha yakın koyu bir renk almış ise balığınız %90 hamiledir doğum bunu takip eden 10 15 gün içinde gerçekleşir.
Bugünlük bu kadar bir başka tür ve bir başka yazımda tekrar görüşmek dileğiyle..

Cichlid Akvaryum Kurulumu

Selamlar dostlar bugün sizlere ciklet (cichlid) diye bildiğimiz ülkemizde oldukça yaygın olan bu balık türünün akvaryum gereksinimleri üzerine bir yazı yazmak istiyorum. Öncelikle ciklet türlerinin iki farklı gruba ayrıldıklarından daha önceki yazılarımda sizlere bahsetmiştim, bu iki farklı türü bir arada beslemeye çalışmamanızı konun en başında üstüne basarak belirtmek istiyorum. Malawi gölüne ait olan türler bir arada Tangayika gölüne aile olan türlerden yine kendi aralarında beslenmelidirler.

Cichlid ile ilgili görsel sonucu

Ciklet balıkları ortalama olarak 10-15 cm e kadar büyüyebilen türlerdir bu yüzden en minimum akvaryum ölçüsü 200 litre 1 metrelik bir akvaryum olmalıdır. Bu vermiş olduğum minimum ölçüler için balıklarınızı sağlıklı bir şekilde büyütme ve düzenli olarak yavru almak istiyorsanız 1 erkek 4 dişi şeklinde bir koloni oluşturmanıza tavsiye ederim. Ciklet balıkları sert su sevdiklerinden suyu ph derecesi 8 civarında olmalıdır bu ph dengesini sağlayabilmeniz için zeminde kalsiyumlu silim kum kullanabilirsiniz.

Cichlid ile ilgili görsel sonucu

Ciklet balıkları doğal ortamlarında genellikle kayalık alanlarda yaşadıkları için akvaryum zeminide kayalar kullanmanız ve bu kayalarla mağaralar oluşturmanız balıkğın kendisini doğal ortamında hissetmesi açısından oldukça önemlidir. Ciklet balıkları oldukça bölgeci balıklardır ve akvaryumda bir mağazayı sahiplenen erkek gözüne kestirdiği bir dişiyle çiftleşerek üreme olayını gerçekleştirmiş olurlar. Başka bir yazımda üreme ve yavru bakımı hakkında detaylı bir klavuz oluşturmayı planlıyorum bur yazıda üreme olayına fazla değinmeyeceğim.
Beslenme alışkanlığı olarak ciklet balıkları genellikle hem proteinsel hemde bitkisel olarak beslenebilirler fakat bu durum beslediğiniz ciklet balığının türüne göre değişiklik gösterebilir. Bir demasoni ciklet genellikle bitkisel ağırlıklı beslenirken bir sarı prenses cikleti protein ağırlıklı beslenmelidir.

cichlid aquarium ile ilgili görsel sonucu

Ciklet akvaryumunda olmazsa olmaz iyi bir filtrasyon sistemidir 200 litrelik bir akvaryum için saate 1000lh kafa motoruna sahip bir dış motor işinizi fazlasıyla görecektir. Su sıcaklığıda balıklarınızın sağlığı ve üreme için dikkat etmeniz gereken bir başka konudur. Su sıcaklığınızı 26 derece civarında tutmaya özen göstermelisiniz. Isıtıcı tercihinizi litre başına 1 watt düşecek şekilde seçebilirsiniz yani 200 litrelik bir akvaryum için 200 wattlık bir ısıtıcı işinizi görecektir. Bugünlük bu kadar bir başka akvaryum yazısında tekrar buluşmak üzere…

Kel Olmak ve Kullanmayı Bıraktığım Eşyalar

Yaşı ufak, ergenliğe yeni girmiş gençlerin merakıdır sakal. Büyüklerine hep sorarlar nasıl çıkacak bu sakal diye. Aldıkları cevaplar karşısında tatmin olmayan gençler zehir gibi oldukları için sen de nasıl çıktı peki diye sorarlar hemen. Bu cevaba karşılık olarakta bazı kendini bilmez büyükler gece yattım sabah kalktım kendiliğinden çıkmıştı diyerek espri mahiyetinde gençlerin kafasını bulandırır. Ve hatta bu alaycı cevap ile kendilerini komedyen sananlar bile olur. Yazıya neden böyle bir giriş yaptım ? Çünkü anlatacağım kelleşme serüveni o komedyen büyüklere doğruluk payı verir nitelikte.

Saçım fırça gibi idi. Her gün hobby jole ve limon suyuyla diken diken yapıyor, saçıma özeniyordum. Eee o zamanlar wax falan yoktu tabi kafamıza limon sürerdik… Sabahları uyandığımda yastığımın üstünde tomar tomar saç telleri görmeye başlayınca bir şeylerin ters gittiğini farkına vardım. Anlattığım olay yaşandığı zaman ben 17-18 yaşında idim. Ama gözle görünür hiç bir şey yok yani sanki o saçlar benden dökülmemiş gibiydi. Yastık kılıfında gördüğüm saçları dünden kalma saçlar sanırdım. Meğersem annem kılıfı her gün değiştiriyormuş yani her gece yeni bir posta saç döküyorum ama farkında değilim, çünkü dediğim gibi gözle görünür bir değişim yoktu.

Gel zaman git zaman, ben hala fark edemesem de güneşli günlerde dışarda farklı arkadaşlarımdan saçlarımın seyreldiği yönünde yorumlar alıyorum. Ben tabi hala daha, ne diyonuz aq falan diyorum bir yandan elimle saçımı düzeltiyorum. Sonra elime bi bakıyorum her taraf saç teli… Ulan dedim galiba insanlar haklı. Duş, yastık kılıfı, çevremden aldığım yorumlar beni çok depresif yaptı ki bu çok normal çünkü yaşım daha 17-18 nasıl böyle bir şey olabilir diye düşünüyorum. Sonra akşam ani bir kararla kendi saçımı kestim direk 2 numara makine ile traş ettim. İlk kez saçım bu kadar kısa olmuştu. Seyrekleştiğini o zaman fark ettim işte. Sakal şakası gibi olmuştu aynı, saçı kesince bir anda saçlarımın gittiğini fark ettim. Gerçekten gözle görülür boşluklar oluşmuştu kafamın üst kısmında. Traş etmemin sebebi ise kafam biraz hava alsın, rahatlasın sonuçta kökü ben de tekrar daha sağlıklı saç telleri çıkar diyerek böyle ani bir karar vermiştim.

Traşın ardından haftalar geçti benim saçlar uzamıyor. Yanlarım uzuyor üstler o kadar az uzamış ki hani bir tek ben fark ederim öyle bir durum. Gel zaman git zaman üzerinden 5 yıl geçti, 5 yılda saçlarım toplam olarak 3 santim uzadı. Kökü bende diye kestirdim ama meğersem kel olmuşum haberim yok. Şuan hala dökülüyordur muhtemelen, kısa olduğu için pek fark etmiyorum ve artık takmıyorum da. Çünkü kelliği sevdim ve alıştım. Eskiden kullandığım bir çok eşyayı kullanmaz oldum…

Kullanmadığım eşyaların başını saç kurutma makinesi çekiyor. Eskiden evde neredeyse en çok benim tarafımdan kullanılan bu cihaz, yaklaşık olarak 5 yıldır elime değmiyor. Zaten saçım yok yıkadıktan sonra da havlu ile ileri geri yaptığın an kup kuru oluyor.

Jöle/Wax/Saç Spreyi: Bunlar hakkında her hangi bir şey söylememe zaten gerek yok diye düşünüyorum.

Tarak: Özlediklerim arasında…