Kel Olmak ve Kullanmayı Bıraktığım Eşyalar

Yaşı ufak, ergenliğe yeni girmiş gençlerin merakıdır sakal. Büyüklerine hep sorarlar nasıl çıkacak bu sakal diye. Aldıkları cevaplar karşısında tatmin olmayan gençler zehir gibi oldukları için sen de nasıl çıktı peki diye sorarlar hemen. Bu cevaba karşılık olarakta bazı kendini bilmez büyükler gece yattım sabah kalktım kendiliğinden çıkmıştı diyerek espri mahiyetinde gençlerin kafasını bulandırır. Ve hatta bu alaycı cevap ile kendilerini komedyen sananlar bile olur. Yazıya neden böyle bir giriş yaptım ? Çünkü anlatacağım kelleşme serüveni o komedyen büyüklere doğruluk payı verir nitelikte.

Saçım fırça gibi idi. Her gün hobby jole ve limon suyuyla diken diken yapıyor, saçıma özeniyordum. Eee o zamanlar wax falan yoktu tabi kafamıza limon sürerdik… Sabahları uyandığımda yastığımın üstünde tomar tomar saç telleri görmeye başlayınca bir şeylerin ters gittiğini farkına vardım. Anlattığım olay yaşandığı zaman ben 17-18 yaşında idim. Ama gözle görünür hiç bir şey yok yani sanki o saçlar benden dökülmemiş gibiydi. Yastık kılıfında gördüğüm saçları dünden kalma saçlar sanırdım. Meğersem annem kılıfı her gün değiştiriyormuş yani her gece yeni bir posta saç döküyorum ama farkında değilim, çünkü dediğim gibi gözle görünür bir değişim yoktu.

Gel zaman git zaman, ben hala fark edemesem de güneşli günlerde dışarda farklı arkadaşlarımdan saçlarımın seyreldiği yönünde yorumlar alıyorum. Ben tabi hala daha, ne diyonuz aq falan diyorum bir yandan elimle saçımı düzeltiyorum. Sonra elime bi bakıyorum her taraf saç teli… Ulan dedim galiba insanlar haklı. Duş, yastık kılıfı, çevremden aldığım yorumlar beni çok depresif yaptı ki bu çok normal çünkü yaşım daha 17-18 nasıl böyle bir şey olabilir diye düşünüyorum. Sonra akşam ani bir kararla kendi saçımı kestim direk 2 numara makine ile traş ettim. İlk kez saçım bu kadar kısa olmuştu. Seyrekleştiğini o zaman fark ettim işte. Sakal şakası gibi olmuştu aynı, saçı kesince bir anda saçlarımın gittiğini fark ettim. Gerçekten gözle görülür boşluklar oluşmuştu kafamın üst kısmında. Traş etmemin sebebi ise kafam biraz hava alsın, rahatlasın sonuçta kökü ben de tekrar daha sağlıklı saç telleri çıkar diyerek böyle ani bir karar vermiştim.

Traşın ardından haftalar geçti benim saçlar uzamıyor. Yanlarım uzuyor üstler o kadar az uzamış ki hani bir tek ben fark ederim öyle bir durum. Gel zaman git zaman üzerinden 5 yıl geçti, 5 yılda saçlarım toplam olarak 3 santim uzadı. Kökü bende diye kestirdim ama meğersem kel olmuşum haberim yok. Şuan hala dökülüyordur muhtemelen, kısa olduğu için pek fark etmiyorum ve artık takmıyorum da. Çünkü kelliği sevdim ve alıştım. Eskiden kullandığım bir çok eşyayı kullanmaz oldum…

Kullanmadığım eşyaların başını saç kurutma makinesi çekiyor. Eskiden evde neredeyse en çok benim tarafımdan kullanılan bu cihaz, yaklaşık olarak 5 yıldır elime değmiyor. Zaten saçım yok yıkadıktan sonra da havlu ile ileri geri yaptığın an kup kuru oluyor.

Jöle/Wax/Saç Spreyi: Bunlar hakkında her hangi bir şey söylememe zaten gerek yok diye düşünüyorum.

Tarak: Özlediklerim arasında…

Balık Türlerini İnceliyoruz #2

Kedi Balıkları (Killfish)

Hollandalı akvaryum balığı severler tarafından keşfedilmiş olan bu balık familyasının ismi holladacada kill(su birikintisi) fish(balık) su birikintisi balığı olarak adlandırılmıştır. Genellikle yaygın olarak bulunduğu kıtalar Afrika, Güney Amerika ve Asyadır. Bu balık familyası küçük göletler ve su birikintilerinde bile yaşayabilen türlerdir, boyları genellikle küçük balıklardır yaklaşık olarak 3-15 cm arasında kendi içlerinde cinsleri arasında farklılık gösteren boylarda görülebilirler. 1000 den fazla türü olduğu bilinen ve daha keşfedilmemiş bir çok alt türü olduğu düşünülen bu balık türü akvaryum balıkları içindeki en geniş alt tür familyasına sahip balıktır. Killfish ler iki ana grupta incelenirler Yıllık olanlar ve yıllık olmayanlar, yıllık olan killfish ler 1 yıl yaşar ürer ve ölürler genellikle küçük su birikintilerinde yaşarlar ve mevsim kuraklaşık sular çekilince malesef ölürler ama ölmeden önce yumurtalarını toprağa gömerler ve kuluşça dönemi başlamış olur. Kuluçka dönemi yaklaşık olarak 3-6 ay arasındadır, yağmurlar yağmaya başlayıp aynı bölgelerde tekrar aynı gölcükler meydana geldiğinde yumurtalarından çıkan yeni jenerasyon aynı döngüyü devam ettirmek için hayatlarına başlar.

Vatoz Balıkları

Genellikle akvaryum hobisinde cama yapışan cam temizleyici balık olarak bilinen bu balık türünün asıl görevi aslında cam silmek yada diğer balıkların pisliklerini yemek değildir. Vatoz balıklarıda tüm diğer balıklar gibi kendileri için üretilmiş olan yemlerle beslenmelidir, vatoz balıklarının çok farklı türlerinin olduğu bilinmektedir genellikle akvaristler tarafından en çok ilgi görev vatoz türleri L serisi olarak adlandırılmış olan vatoz balıklarıdır bunlar albino tül kuyruk kızmı yada mavi gözlü kısa kuyruklu gibi bir çok varyete ve türe sahip bir vatoz cinsidir. Genellikle gündüzleri akvaryumda sabit bir yere yapışmış ve hareketsiz duran bu balıklar gece karanlık olduğunda hareketlenmeye başlar. En sevdiği takviye besin olarak verdiğin yem haricinde kabukları soyulmuş salatalığa bayılırlar. Genellikle cinsiyet ayrımını balıkların kaf bölümündeki bıyık gibi olan uzantılarından yapabilirsiniz bıyıklı olanlar erkek bıyıksızlar dişidir. Üremeleri için sakin akıntı olmayan bir akvaryum ve bir küp haricinde başka hiçbir ekstra zahmete ihtiyaç duyulmaz dişi yumurtalarını bir küpün içinde bırakır ve erkek balık küp içindeki yumurtaları dölleyerek yavrular yumurtadan çıkana kadar küpün başında bekçilik yaparlar. Boyları türden türe değişiklik göstersede normal vatozlar akvaryum hacmiyle doğru orantılı olarak 40-50 cm e kadar büyüyebilirler, cüce vatoz tüzleri ise maksimum 14-15 cm e kadar büyürler.

Şiirlerle Steemit (Best of)

KOLONYA

Bayılıyorum sana kolonya
Ayıltırsın sen ne de olsa,
Baygınlıklarda bayramlarda
Sonsuza dek yanımızda…
Bayıldım geçen yine,
Sensiz ayılmak işkence.
Ne olur bileklerimi ovun,
Ayılmam başka türlü biliyorum…

Adabı vardır kolonyanın. Önce kime döktüğünü bileceksin, sonra neden döktüğünü. Değecek mesela döktüğün meseleye. Ya baygınlığa dökeceksin, ya da bayramlara.

En sevdiğim şiir olan Kolonya şiirim, steempress-io farkıyla sizlerle…

Yemekteyiz Programına Katıldım

Tv 8’de yayınlanan, geçen hafta 200. Bölümünü deviren “Yemekteyiz” isimli yarışma programına 4 ay önce başvuru formu doldurmuştum. Dün sabah saat 9 gibi telefonum zırıl zırıl çalıyor. Uykum da çok derin olduğu için çalan telefonu pek önemsemedim ve umarsızca uyumaya devam ettim. 10 dakikanın ardından telefonum aynı ısrarıyla tekrar çaldı. Kısık bir göz ile kim olduğunu bilmediğim, banka veya telekomünikasyon şirketi tarafından gelen ardışık sayılarla sıralanmış süslü bir telefon numara gördüm. Sabahın köründen olsa gerek, adeta bir Adnan Polat gibi telefonun ucundaki kişiyi selamladım.

ALO ! MERHABA BUYURUN ?

Karşımdaki kişiyi ürkütmüş olmalıyım ki, titrek bir ses ile merhaba KALVAS bey ile mi görüşüyorum dedi. Ben boğazımda birikmiş balgamı çözerek, daha nazik bir ses tonu ile tabi buyurun diyerek ortamda ki gergin havayı dağıttım. Hanım efendi gerçekten KALVAS ile konuştuğuna emin olabilmek adına, enteresan sorular sordu. Dedemin adı, anneannemin kızlık soy adı derken kendimi bir şekilde ispatlayabildim.

Ben Tv8’den arıyorum deyince işin şekli değişti tabi. 4 ay önce “Yemekteyiz” programımıza başvuru formu doldurmuşsunuz falan fişman anlattı bir şeyler. Benim de tamamen aklımdan çıkmıştı, o konuştukça hatırladım yavaş yavaş. İşte dedi formunuzu inceledik, ve yarışmamız için uygun olduğunuz konusunda karar verdik. Ama öncelikle ön görüşme tarzında bir şey oluyor ve yarışmacılarımız burada gerçekten yemek yapabildiklerini kanıtlamak için stüdyomuza geliyor. Dedim peki tamam ne zaman olacak bu ön görüşme ? Akşam 6’da diye net bir cevap aldım ve telefon görüşmesi sonlandı…

YÜZÜME KAPATTI ŞIFRINTI

Akşam ki prova için nasıl bir yemek kriterleri olduğunu soracaktım ki telefon şak diye kapandı. Oysa ki ben bu yarışmaya tamamen dalgasına başvurmuştum. Yapabildiğim en iyi yemek, menemen. Neyse dedim madem çağrıldık, üç beş yemek yapmayı öğreneyim ki sadece menemen ile rezil olmayalım. Öğrenecektim ama bu gün değil, ön görüşmede onları menemenim ile etkilemeyi düşünüyorum. Eğer her şey olumlu geçer, ve istediğim gibi olursa menümü belirlemek için vaktim olacak ve bu süreç esnasında belirlediğim menünün yapımı konusunda bolca pratik yapabileceğim. Ben bir duşa girip kahvaltı edeyim, pratiği de sabah kahvaltısıyla beraber halletmiş olurum hem…

SUCUKLU KAŞARLI MENEMEN

Dediğim gibi menemen konusunda kendime çok güveniyorum. Benim yaptığım menemenin yayında 1 adet somun ekmeği bitirmeniz gayet olağan.

 

Gizli Menemen Tarifi

Malzemeler

2 Adet yumruk büyüklüğünde soyulmuş domates.
2 Adet çarliston biber
1 kaşık tereyağı
8 dilim kalın kesilmiş kalite sucuk
1 kase rendelenmiş kaşar
3 adet 0 numara yumurta.

Yapılışı

Kabukları soyulmuş domatesler ustalıkla tahtada kokoreç keser gibi şak şak şak şak kesiliyor. Yani bir nevi domatesi keserek rendeliyorsunuz. Domateslerin kesim işlemi tamamlandığında, tavaya 1 kaşık tereyağını atıyoruz, o orada yavaştan eririken, tavaya yollanmaya hazır domateslerin üstüne 1 tutam tuz sepeliyor ve biraz bekletiyoruz. Bu esnada eriyen tereyağının üstüne doğradığımız sucuk ve çarliston biberleri gönderiyor, ve onlar az biraz piştikten sonra domatesleri üstüne atıyoruz. Ara ara tavaya tahta kaşık ile müdahale ederek dibi tutmasın diye hamleler yapıyoruz. Üzerine kapak kapatıp orayı dinlenmeye bırakırken 3 adet yumurtayı bir kaseye kırıp, üstüne 1 kase rendelediğimiz kaşar peynirini boca ediyoruz. Ve ardından yumurtayı ustalıkla çırpıyoruz. Yumurtanın sarısı ve beyazı birbirine o kadar iyi karışmalı ki tavaya dökebilmemiz için kasede hafiften köpük oluşumunu görmemiz gerek. Bu kıvama geldikten sonra tüm malzemeleri tavada buluşturuyor biraz pişirmenin ardından servise hazır hale getiriyoruz.

Özel menemenimin lezzetinden bir kez daha emin olduktan sonra yavaştan hazırlanıp, Tv8 stüdyosuna gitmek için evden çıktım.

 

TV8 ACUN ILICALI

Evet stüdyoya birlikte giriş yaptık, tam ben geldiğim sıra o da helikopterini park ediyordu. Dedim bu kesin Acun bekliyim biraz, birlikte gireriz içeri. Neyse park etti falan bu işte gördü beni, koştu geldi hemen, Yemekteyiz için geldin değil mi KALVAS sensin ? dedi. Evet diyerek Acun’u onayladım. Sarıldık falan iki muhabbet ettik ardından stüdyoya giriş yaptık.

Dedi ofisimde biraz soluklanalım birer kahve içeriz falan, maalesef Acun’un bu teklifini reddettim çünkü hazırlanmam gereken bir yarışma programı var. Yemekteyiz ne tarafta diye sordum Acun’a, tarif etti falan sağ olsun.

Stüdyoya girip Selamun Aleyküm diye kükredim, ses tonumdan tanımış olsa gerek telefonda konuştuğum hanımefendi hemen benim olduğumu anladı.

İçerde benim haricimde 4 kişi daha vardı, bu 4 kişinin de aynı benim gibi yakalarında isimleri yazıyordu. Dedim galiba bunlar benimle aynı anda yarışacaklar. Acun yüzünden biraz geç kalmış olmalıydım ki diğer yarışmacı arkadaşlar ocaklarının başına geçmiş, önlüklerini takmış yemekleri yapmaya başlamışlar bile. Benim içeri girdiğimi gören yetkili arkadaşlar güzel bir karşılamanın ardından beni de mini mutfağımın başına geçirdiler. Diğer yarışmacı arkadaşları selamlayarak ben de işimin başına geçtim. Öyle kokular geliyor ki, baktım millet döktürüyor 3 tencere yemek yapan var. Dedim acaba benim menemen sönük kalır mı bunların yanında falan ufaktan bir kuşku düştü içime.

SON 1 SAAT

Diye anons geldi. Ben şok tabi, ulan Acun diyorum bir de hala kahve içelim diyor, elimi çabuk tutmaya çalıştım. Normalde ben domatesleri soyamam kabuklarını her zaman anneme falan, birine soydurturum öyle başlarım işe, hatırlarsanız gizli tarifi verirken de soyulmuş domates yazmıştım. Dedim diğer malzemeleri hazırlıyım ben domatesleri de bir şekilde çözeriz artık. Kaşarıydı yumurtasıydı tereyağıydı derken döndük dolaştık yine domateslere geldik. Hemen yanımda da bir teyze var annem yaşlarında, kadın tatlı falan yapıyor yemekleri yapmış daha 1 saatte süre var. Tam bir ev hanımı belli. Neyse gözüme kestirdim ben bu teyzeyi. Önümde de 1 torba domates var. Aklıma gelen sinsi planla birlikte bıçağı kaktırdım parmağıma her yer şarıl şarıl kan.

SİNSİ PLAN

Planlarıma göre aynen şöyle olacaktı;

KALVAS parmağını bilerek keser, büyük bir acıyla bağırarak yardım ister. Yetkililer pansuman için pamuk mamuk bir şeyler getirirler, tabi bahsettiğimiz teyze olaya en yakın kişi olduğu için hemen yanımda biter. Pansumanın ardından domatesi kesemeyeceğim için teyzeden rica ederim ve o da bana domatesleri soyar.

Plan kağıt üstünde mükemmel gözüküyor. Fakat olayın heyecanıyla mı desem, vakit dar olduğu için panik mi yaptım desem ne desem bilmiyorum ama beni kan tuttuğunu unutmuş bulundum.

KALVAS (22) hafif kafa zonklamasıyla gözünü açmıştır ve olan biteni kavrayabilmek için büyük bir çaba sarf eder. Çok geçmeden odaya gelen yetkili bir hanım efendi, maalesef ön eleme sırasında bayıldığımı ve bu yüzden bu haftaki yarışmaya katılamayacağım haberini verir.

Balık Türlerini İnceliyoruz #1

Bir önceki yazımda akvaryum dünyası hakkında küçük bir giriş ve bu kılavuz niteliğinde olacak olan yazı dizisi hakkında bir kaç bilgi paylaşımında bulunmuştum. Bu yazımızda akvaryumda besleyebileceğiniz canlı türlerini başlıklar altında sınıflandırarak özellikleri hakkında bilgiler aktarmaya çalışacağım.

CANLI DOĞURAN TÜRLERİ

İsmi ilk okunduğunda garip gelebilir fakat bu balık türünün en büyük özelliği hamile balığın rahminden yavru balıklar akvaryuma direk yüzerek canlı bir şekilde doğarlar yani birazdan anlatacağım türlerde olduğu gibi yumurta formu olmaz, bu özellikleri memeli canlılara çok benzer fakat canlı doğuran balık türleri memeli sınıfına dahil değildir. Bir diğer özellikleri oldukça barışcıl türler olmalarıdır, akvaryum ortamında diğer balıklardan sakınılması gereken her türlü bir arada yaşayamayacak kadar narin olan bir ırk tır canlı doğuranlar. Sabahtan beri canlı doğuran türleri diye sayıklayıp duruyoruz şimdi sizlere bu familyaya ait olan türlerin isimlerinden bahsedeceğim. Lepistes,Platy,Molly,Endlerr,Velifera,Kılıçkuyruk,Aykuyruk canlı doğuran türlerinin alt kolları olarak kabul edebilirsiniz. Saymış olduğum bu türlerinde altlarında binlerce farklı varyete renk ve çeşitlilikte farklı farklı balıklar vardır.

 

CICHLID TÜRLERİ

Ülkemizde genellikle ciklet adıyla tanınan bu balık türlerinin ana vatanı genellikle Afrika’da bulunan iki adet gölden gelmektedir. Malawi ve Tangayika gölleri ciklet türlerinin hemen hepsine ev sahipliği yapmaktadırlar fakat Malawi gölünde yaşan bir türe Tangayika gölünde rastlayamazsınız her göl kendi bünyesinde kendine özgü türleri barındırmaktadır. Ciklet balıklarının üreme şekilleri alışılmışın biraz dışında bir yöntemle gerçekleşir. Dişi balık yumurtalarını ağzında kuluçka yapar ve su şartlarıyla doğru orantılı olarak 18-21 gün sonunda gelişimini tamamlamış yavruları ağzından dışarı salarak doğum olayını gerçekleştirmiş olur. Ciklet balıkları kendi içinde bir çok farklı varyete ve türe sahiptir bunlardan ülkemizde en çok görülenleri şu şekildedir; Sarı PrensesMavi Prenses, AhliYunusDemasoni, Paslı Prenses, Mpanga, Red Check gibi türlerdir. Ciklet balıklarının bakımında genellikle aynı varyetede olanların bir arada beslenmesi tavsiye edilir, farklı varyeteler bir arada beslendiğinde çapraz çiftleşme sonucu ırklarında ki saflık kaybolabiliyor ve istenmeyen kırma türler meydana gelebiliyor. Ciklet balıkları genellikle agresif türlerdir bu nedenle ciklet balıkları yine ciklet balıkları ile bir arada beslenmelidir, illa farklı bir türle birlikte beslemek zorundaysanız farklı olan balık cikletlerinizden büyük olmalıdır yoksa balığınıza pek huzur vermezler ve istenmeyen sonlarla karşılaşabilirsiniz.

SAZANSIGİLLER

Bende dahil olmak üzere hemen hemen akvaryum hobisine başlayan herkesin ilk tercih ettiği tür olan Japon balığı diye bildiğimiz o turuncu şirin balık aslında Sazansıgiller familyasına ait bir türdür. Doğal ortamda büyük göllerde karşımıza çıkabilirler fakat ülkemizdeki göllerde bir Japon balığına rastlamanız pek mümkün değildir. Aslında Japon balıkları çeşitli çaprazlamalar sonucu ehlilleştirilerek günümüzdeki halini almıştır yani yabani doğal ortamında pek akvaryumlarımızda beslediğimiz tatlı turuncu haline benzemez. Üreme olarak ekstra bir çaba harcamanıza gerek yoktur dişi balık yumurtalarını akvaryum zeminine döker erkekse dökülen yumurtaları döller ve 18-20 gün sonunda olgunlaşan yumurtalar minik japon balıkları olarak yüzmeye başlarlar. Üreme konusunda en çok dikkat etmeniz gereken yumurtaların mantarlaşmasını ve yetişkin bir balık tarafından yenmesini önlemektir. Mantarlaşma tehdidine karşı olarak suyunuza metilen mavisi diye adlandırılan sıvıdan akvaryum hacminize göre 10 litreye 1 damla olacak şekilde damlatarak bu problemin üstesinden büyük ölçüde gelebilirsiniz. Yumurtaların yetişkin bir balık tarafında yenmesini olayına karşı olarak da akvaryumu bitkilendirerek ve balıklarınızı aç bırakmamaya çalışarak büyük ölçüde bu probleminde üstesinde gelmeyi başarabilirsiniz.
Kedi balıkları, Vatozlar ve Omurgasızlar familyasıyla ilgili olan bölümleri bir sonraki yazımda bulabilirsiniz şimdilik bu kadar teşekkürler.

KALVAS’la Şiir SteemPress’te #1

Maalesef sıcak yaz günleri dört bir yanımızı sarmış durumda. Günde 18 kere duş aldığımız günlere geri döndük. “Maalesef” diyorum çünkü ben hala İstanbul’dayım. İstanbul’da sıcakla nasıl baş edeceğim hakkında kendimle istişare yaparken; aklıma odamın lamba takılan yerine pervane takmak geldi. Bu pervane bildiğiniz pervanelere benzemiyor yalnız. Değirmen gibi kocaman, özellikle beşe taktığınız zaman evde fırtına etkisi yaratıyor.

İnsanlarda da hep aynı trip var nedendir bilmiyorum ama, kışın sabah 8-10 sularında işe güce giderken, keşke yaz gelse diye ağlıyordum. Şimdi de yaz geldi ne bok yiyeceğiz diye düşünüyoruz. Gerçekten bu işin ortası yok galiba, şu an bu cümleleri yazarken bile terledim. Ben pervanemi açıp biraz serinlemeye gidiyorum, siz de o ara, değerli pervanem için yazdığım şiiri okuyabilirsiniz.

ÇOK SICAK ÇOOK

Yaz geldi şenlendik,
Vıcık vıcık olduk terledik.
Klima çarpıyor beni,
Pervane şart gibi…

Astım pervaneyi odama,
Ev oluverdi taverna.
Aç ordan bana bir Bomonti,
Kesmiyor beni Ice Tea.

Kavruluyoruz geçen yine,
Pervaneyi taktım beşe.
Tornado çıkınca evde,
Şaşa kaldım yeminle…

Yok gerek fazla masrafa,
SBD olmuş zaten takla.
Tak bir pervane evine,
Yaslan arkana, bak keyfine…

Valla benden demesi,
Pervane en iyisi…
Kalvas’a verin kulak,
Oluvermeyin sonra helak…

Akvaryum Dünyasına Giriş #1

Akvaryumlara olan ilgim çok küçük yaşlarda başladı, ilk akvaryumumu hatırlıyorum da yaklaşık olarak 35 40 litrelik küçük bir akvaryumdu mahalleden bir ağabey hediye etmişti.

İşte her şey bu akvaryumun bana hediye edilmesiyle başladı, su altı ve suyun altında yaşayabilen canlılar inanılmaz derecede ilgimi çekmeye başladılar ve bu hobinin üzerine kendi imkanlarım doğrultusunda gitme kararı aldım. Her amatör hobicinin yaptığı gibi bende ilk evcil arkadaşım olarak bir Japon Balığı edindim, o kadar heyecanlıydı ki gerçekten bu tip duygular anlatılmaz yaşanır diye tabir edilen olaylar kategorisine girmeli.

Akvaryum hobisi bünyesinde bir çok detayı barındırmakta sonuç olarak sizde hak vereceksiniz ki su altında yaşayan bir canlıyı ev ortamında cam içerisinde yaşatmaya çalışmak zor ve detaylı bir iş olsa gerek, bir çok farklı tür ve bu farklı türlerinde birbirinden farklı gereksinimleri var.


Bu blog yazı dizimizde akvaryum canlıları hakkında başlıca türleri birbirinden ayırarak hepsini ayrı çatılar altında tek tek inceleyip gerekli ve işinize yarayacağını düşündüğüm bilgileri sizlerle paylaşacağım. Yaklaşık olarak 15 yıllık bir akvaryum hobiciliği geçmişim var ve akvaryum ortamında tatlı su türlerinin %90 kadarını besleyip tecrübe ettim, başlangıçta bu hobiye bir akvaryumla başladım ve daha sonra önüne geçemeyerek yıllar içerisinde bir gün bir baktım ki odam da tam 9 adet akvaryum vardı ve hepsinde farklı farklı yüzlerce balık.

Gerçekten akvaryum balığı bakımı zor ve zahmetli bir iş ve ben 9 akvaryumluk bir tempoya yetersiz kaldığımı hissetmeye başlayarak an itibariyle hakkını sonuna kadar verebilmek adına sahip olduğum akvaryum sayısını bir adete kadar indirdim ve şu an işlerimin yoğunluğu dolayısıyla bir adet akvaryum ile ilgilenmekteyim.

Akvaryum dünyası hakkındaki bilgi birikimimi yaşadığım sayısız acı tatlı tecrübeler ve internet ortamındaki bir çok forum sitesine üye olup aktif olarak ilgimi çeken konuları inceleyerek elde ettim ve şimdi bir yazı dizisi halinde bu bilgi birikimini karmaşıklaştırmadan sade bir dille konu konu ve başlıklar olarak ayırarak sizlere aktarmaya çalışacağım umarım başarılı olurum ve işinize yarar şimdide teşekkür ederim.

Çanakkale Şehitlik Ziyareti (11.03.2018)

11.03.2018 Çanakkale Şehitliği 

Merhaba sevgili okurlar, önceki yazılarımı takip edebilme fırsatınız olduysa, Çanakkale’ye ne kadar bağlı olduğumu biliyorsunuzdur. O zaman bilmeyenler için de özet geçiyormuş gibi olsun;

Yaz aylarının büyük bir kısmını Çanakkale’de geçiririm, bu adet yaklaşık 20 senedir bozulmamıştır. Gelibolu’nun oralarda, sabahtan akşama kadar evde salıncakta sallanan birini görürseniz emin olun o benimdir.

Her sene Çanakkale Şehitliklerini ziyaret etmeye çalışırım, mümkün olduğunca İstanbul’dan belediye turları ile gelenlerle aynı zamana denk getirmemeye çalışıyorum. Nedendir bilmiyorum ama Nisan/Mayıs aylarında tüm belediyeler çılgınlar gibi Şehitliklere ücretsiz gezi düzenliyor. Bir bakıma güzel bir şey tabii, imkanı olmayanların da gidip oraları görmeleri için kaçınılmaz bir fırsat. Yukarıda gördüğünüz tarihte yaptığım bir diğer Şehitlikler ziyaretinde bol bol fotoğraflar çektim. Eski haliyle şuan ki hali arasında çok büyük farklılıklar var. Ben buraya ilk olarak 3 yaşında falan gelmişim herhalde öyle söylüyorlar ben pek o yılları hatırlamıyorum tabii ama, işte o zamandan beri düzenli olarak ziyarete devam etmeye çalışıyorum.

Şimdi biraz Çanakkale Şehitliği hakkında bilgilenelim;

21 Ağustos 1960 günü halka açılmıştır. Şehitlikte, Anadolu Yakası, Gelibolu, Kilitbahir, Eceabat ve Anafartalar Şehitlikleri vardır. Çanakkale Şehitliği, 1. Dünya Savaşında, Çanakkale Savaşları sırasında şehit olan Türk askerlerimiz için yaptırılmıştır. Gerçek mezarlar burada bulunmuyor, sadece sembolik olarak mezar taşlarında isimleri yer alıyor.

 

Pide Kuyruğunda Arbede

Hikaye yazmayı özlemişken steempress-io’nun hızır gibi çıkıp gelmesi de düşeş oldu tabi. Sevincimi dile getirerek, hikayeme geçiyorum…

 

 

Ramazan ayında bilirsiniz klişe olan bir kaç şey vardır. Bunlar; diş fırçalamanın orucu bozup bozmadığı, ezan bitene kadar yenir-içilir mi yoksa bittiği an yeme-içme eylemi kesilir mi, ve bir diğer klişe olan uzun pide kuyrukları… Benim olayım uzun pide kuyruğu ile ilgili. Oruç tutmuyorum ama pide yemeyi seviyorum, dedim kalk git şöyle sağlam yumurtalı bir pide al sıcak sıcak iyi gömülür…

 

FIRIN

Evimin yakınlarında kaliteli bir fırın var ve genelde ekmek vs. her şeyi oradan alırım, dışarda enteresan bir kalabalık vardı. Anlam veremedim ve emin adımlarla fırının yolunu tuttum… Fırına daha varmadan önümde Nokia 3310’da oynadığımız *Snake* oyunundaki gibi uzamış gitmiş bir insan yığını ile karşılaştım. Pide kuyruğu o kadar uzundu ki ben fırının girişini dahi göremiyordum. Sordum soruşturdum, bu kuyruğun gerçekten de pide kuyruğu olduğunu öğrenince ben de kendimi o kuyrukta buldum, hatta hemen arkamda 2-3 kişi bitmişti bile. Kuyruk öyle tuhaf bir kuyruk ki insanları sıkı fıkı etmiş, ilerde tabure atmış tavla oynayan dayılar mı dersin, kenara çadır kurmuş sırasının gelmesini bekleyenler mi dersiiin. Bir ton insan var. Ulan, heralde bu insanlar iftarı burada yapacak veya ezanın okunmasına az bir vakit kala bir çoğu vazgeçip evine geri döner diyorum.

uzun pide kuyruğu ile ilgili görsel sonucu

Götüm götüm ilerliyoruz etraf buram buram pide kokuyor, ben bir yandan fırının cirosunu hesaplıyorum. Tavlacı abilerin zarı falan sağa sola kaçıyor çoluk çombalak ağlıyor-bağırıyor. Çok gergin bir ortam var. Acilen kafamı dağıtmam gerek, bunlara odaklanmaya devam edersem vazgeçip evine dönenler ekibinin başını ben çekeceğim yoksa. Aslında evime dönüp gidebilirim sonuçta iftarı falan beklemiyorum ama canım çok pis pide çekmişti ve bu yoldan geri dönemezdim…

BOŞ BULUNMAK

Boş bulunmak diye bir şey vardır, bazen öyle bir boş bulunursun ki, kendine geldiğinde iş işten geçmiştir hatta bunu ben mi yaptım AQ ? bile dediğiniz hamleleriniz olur… Ben de boş bulundum işte ne bileyim aklımdan çıkmış nerede olduğumu unutmuşum… koskocaman **Ramazan Pidesi Kuyruğu** bu kuyruktayım ve sigara paketime davranıp umarsızca 1 sigara yaktım. Gözlerim o kadar uzağa dalıp gitmiş ki, etrafımda ağlayan çoluğu çombalağı mutelamışım. 1-2 fırt çektikten sonra 3. fırta davranırken sağ tarafımdan okkalı bir yumruk kulağımın arkasına geldi…

KALVAS (22) Ufak bir boş bulunmanın bedelini çok ağır ödeyerek geçici olarak sağır oldu. Ramazan pidesini alamadan kuyruktan men edilen KALVAS şuanda İstanbul Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tedavi görüyor. Esen Kalın