Anıtkabir

Daha önce bir 10 kasım günü ziyaret etme fırsatı bulduğum Anıtkabir’i geçtiğimiz günlerde daha sakin ve kalabalık olmayan bir günde detaylıca gezme fırsatı buldum. Harika bir mimariye sahip olan bu yapıt tam da atamıza layık bir mabet. Anıtkabir ile ilgili öğrendiğim ince bir bilgi ise şu şekilde; Atamız ölümünden önce halkımız benim cansız bedenimi istediği yere defnedebilir fakat mezarımdan baktığımda her zaman şanlı Türk bayrağını görmek isterim gibi bir cümle kurmuş. Ölümünden sonra Atatürk’ün söylemiş olduğu bu sözleri vasiyeti olarak kabul edilmiş ve Anıtkabir öyle bir mimariyle yapılmıştır ki, Atamızın yatmakta olduğu mezar odasının kapısındaki bakır kabartma Atatürk silüeti tam karşısındaki camdan görünen Ankara kalesinde dalgalanmakta olan Türk bayrağına bakmaktadır.

Atatürk’ün Makam Aracı

Bir hafta gibi bir süredir yine bu mecraya ara vermiş durumdaydım, bu aranın sebebi küçük bir Ankara ve Çanakkale turu yapmamdı. Gidip gördüğüm yerlerde bol bol fotoğraflar çekmeye çalıştım sizleri yanımda götürme imkanım yok ama çektiğim fotoğraflar sayesinde gördüklerimi sizlere de aktarmaya çalışacağım.

İlk gittiğim yer Ankara oldu, Ankara’ya gidip de atamızın yattığı Anıtkabir ‘i ziyaret etmemek düşünülemez bile burada  bir çok fotoğraf çekip Yüce Türk Mustafa Kemal Atatürk’ü kabrinde ziyaret ettim ve dua okuma fırsatı buldum. Müzeleri gezdim ve Atatürk’ün Cumhuriyetin ilanından sonra bayramlarda, özel günlerde ve protokol geçitlerinde kullandığı Lincoln marka aracını bire bir yerinde görme fırsatım oldu. Klasik otomobillere karşı oldukça ilgili olduğumdan bu aracı görmüş olmak beni ekstra mutlu etti.

Haydarpaşa

Bana göre İstanbul’da görüp görebileceğiniz en güzel yapılardan birisidir Haydarpaşa. İstanbul içinde çok fazla tarihi güzellik barındırır fakat Haydarpaşa bunların içinde bir başka olmuştur benim gözümde. Çatısı yandı şöyle oldu böyle oldu otel yapmak istediler falan ama neyse ki şu son zamanlarda ortalık duruldu sessiz sessiz yangın yüzünden oluşan yaralarını sarmaya çalışıyorlar. Umarım özüne sadık kalınarak yapılır bu restorasyon çalışması, çünkü son zamanlarda yapılan restorasyonları başarılı bulmuyorum zamane binaları gibi kalas mimariden uzak esintiler ne yazık ki karışıyor restore edilmeye çalışılan tarihi yapıların hamurlarına.. Sözü çok fazla uzatmadan geçen gün Eminönü-Kadıköy vapurunda çekmiş olduğum bir kaç Haydarpaşa pozunu paylaşıp konuyu bitireyim.

Ah İstanbul Ahh..

Bir çok insan kendisini İstanbul’dan kurtarıp kendini Anadolu’nun sessiz sakin bir kasabasına atmak ister, İstanbul’un kalabalığı, trafiği, stresi orada yaşayan insanları bıktırmış durumdadır. Aslında bunun sorumlusunun İstanbul olmadığını bir çocuğumuz göz ardı etmekte, İstanbul’un bu kadar kalabalık yoğun ve stres dolu bir şehir olmasının tek sebebi yine biz insanlarız. Nerede çokluk orada bokluk derler ya gerçekten bu çok doğru bir söz aslında, İstanbul bugün 1,5 milyonluk bir şehir olsa tadından yenmez ama gelin görün ki bugün kayıtlı 15 milyon civarı kayıt dışı ise ben 22 milyon vardır diyorum. Bende İstanbul’dan kaçıp bir gün Çanakkale’de hayatımın geri kalanını sürdürmek istiyorum ama keşke dediğim gibi İstanbul’a bu kadar fazla yükleme yapmasaydık ta burada yaşayan insanlar da rahat rahat yaşamlarını sürdürebilselerdi. Sözü daha fazla uzatmayacağım sizlere bir kaç güzel İstanbul karesiyle veda etmek istiyorum.. Sağlıcakla kalın!

 

Yerebatan Sarnıcı

Bugün güzel havanın vermiş olduğu keyif ve enerji ile birlikte kendimi dışarılara attım ve yakın çevremdeki güzellikleri daha yakından görmek istedim. Bilenler bilirler yerebatan sarnıcını şu Gülhane’nin biraz yukarısındaki hani, çocukluğumda dedem sağ olsun götürmüştü beni bir kere tekrar ziyaret etmek bu güne kısmetmiş. Yerebatan sarnıcının tarihi hakkında uzun uzun bilgiler vermeyeceğim merak edenler internetten gani gani bulurlar zaten, ben daha çok gözüme çarpan bir iki şeyden bahsedip konuyu noktalayacağım. Öncelikle çocukken gittiğimde yürüdüğümüz köprü gibi yolların altından sular akardı ve hatta balık bile vardı o suların içinde, şimdi gittiğimde ise sular çekilmiş ve rutubetli aynı zamanda da kokulu bir ortam vardı yani o eski güzelliği kalmamış nedense. Bir diğer konu ise içeride bir yenileme çalışması olduğu gözüme çarptı belkide bu yüzden suları boşaltmış olabilirler. Ücretlendirmeye gelecek olursak, TC vatandaşlarına 10tl öğrencilere 5tl yabancılara ise 20tl yazıyordu girişte ve müze kart geçmiyor bilginiz olsun.

İki Küçük Zilli

Akvaryumlara karşı olan ilgimi bilen bilir, bundan yaklaşık olarak 5 ay önce almış olduğum 2 erkek 4 dişilik lepistes kolonim vardı. Koloninin oturması çok uzun zaman almadı ve ben yaklaşık olarak 2 ay sonra yavru almaya başladım fakat bir sorun vardı Çanakkale ye gidecektik. Balıkları evde ölüme terk etmek olmazdı tabii tüm balıklarımı doldurdum sağlam bir poşete ve bizimle birlikte tatile geldiler. Yaklaşık olarak 2 ay süren Çanakkale tatilleri ne yazık ki ölümle sonuçlandı.. Tatil bitti evimize geri döndük, ben akvaryumu içinde su dolu bir şekilde bırakıp gitmiştim. Akvaryuma ilk bakışta hayat yok gibi görünse de biraz dikkatli bakınca 2 tane yavrunun yüzdüğünü gördüm ve gerçekten çok şaşırdım 2 aydır hiç bir yem ve bakım görmeden yaşamışlar. Ben tatile giderken bu balıkların varlığından bile haberdar değildim, muhtemelen dip köşe bir yere saklanmışlardı ve çok ufak oldukları için gözümden kaçmışlar. Hemen akvaryumu temizleyip düzenli yem vermeye başladım ve çok geçmeden balıklar serpildiler.. iki adet dişi lespistesim oldu. Anne babalarını ne yazık ki yazın kaybettim ama yola onların kanından gelen yavrularıyla devam edeceğim…

Ufak Tefek Karalamaya Çalışmalar

Öncelikle selamlar herkese uzun bir süredir bu mecrada görünmüyordum, bir geri dönüşün vaktini geldiğini hissettim ve tekrar buradayım. Çocukluğumda az çok resim anlamında karalamışlığım vardı fakat aradan geçen yıllar hayat koşturmacası derken bu hobimi derler artık ne demek isterseniz öyle söyleyin üzerine gitmedim. Geçen gün yatağımda yatarken odamın balkonundan gözüme çarpan saçma sapan çarpık yapılaşmanın resmini çizmez geldi içinden ve yaptım bir şeyler kendi çapımda. Şimdi bu yazının üzerinde gördüğünüz fotoğraf resmini çizmeye çalıştığım yerin orijinal hali alt taraftaki de benim yapmaya çalıştığım tabi ki büyük hatalar var prof değilim iddiamda yok hobi amaçlı takılıyorum burada da paylaşmak istedim, saygılar.

Hayatınızdaki en önemli yer?

Genellikle bir çok insan için yıllar geçse bile her zaman bir anısı bir hatırası, yani nasıl anlatsam manevi değeri olan çok alakasız yerler yada eşyalar vardır. Bu tarz yerlerde genellikle asla unutmayacağınız bir anınız yada sizi inanılmaz derecede sevindirmiş/üzmüş bir olay yaşamışsınızdır. İşte bu yazımın konusu tam olarak bu, senin için bu tarif ettiği yer neresidir diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Bu acayip yer tam olarak Çanakkale Eceabat ilçesinden çıkıp İstanbul yönüne giderken Gelibolu ilçesine geldiğinizde ilk girişten değilde yukarıdaki ikinci girişten girdiğinizde hemen ileride sol tarafta kalan Kipa hiper marketin bahçesi.

Evet yanlış duymadınız benim için asla unutamayacağım yer bir hipermarket bahçesi, neden mi? gerçek anlamda ömrümün en güzel günlerini Gelibolu’ya tatile geldiğimde yaşıyorum ve bu çocukluğumdan beri bu şekilde ne zaman arkadaşlarımızla tatile gelsek bu kipaya geliriz ve alışveriş arabasının içini ağzına kadar alkolle abur cuburla doldurur ve gece yaşayacağımız
alemin temellerini burada atmış oluruz. Arkadaş grubumuzda bundan 7 sene önce tıp kazanmış bir arkadaşımızın tıbbı kazandığı haberini yine bu kipanın bahçesinde öğrenmiştim ve belki inanmayacaksınız ama geçen yıl aralık ayında Sbd 10 dolar civarında olduğu sıralar ben yine coinmarketcap i kipanın bahçesinde kontrol etmiş ve sbd nin 10 civarında bir rakam olduğunu burada görmüştüm. Bu saydığım olaylar silsilesi bence kipayı hayatımda değerli kılmak için yeter de artar bile.

Cumartesi akşamı yine meşhur arkadaş grubumuzla Cennetkoydaki yazlığımızda küçük bir parti yapacağız ve yine alış veriş tabi ki kipadan yapılacak o günün özetini pazar günü buraya yazmaya çalışacağım şimdilik bu kadar.

Semaverde Çayyyy

Biz Türkler çayı ve çay içmeyi ne kadar çok severiz bilirler, bazen yorulduğumuzda yorgunluk çayı olarak bazen de akşam üstü sohbetlerimize eşlik etmesi için beş çay adı altında severek tüketiriz. İşin aslı biz Türklere çay içmek için bahane olsun yeter biz her fırsatta her ortamda
seve seve sıcacık tavşan kanı çayımızı içeriz. Bin bir türlü çay çeşiti var saymakla bitmez yeşil çayından tutunda çeşitli bitki çaylarına, şifalı olduğuna inanılan adını bile duymadığımız otların çaylarına kadar binlerce çay çeşiti mevcuttur ama içlerinden bir tanesi var ki bizlerin en çok sevdiği Rize ilimizle özdeşleşmiş yeşil yapraklı tavşan kanı rize çayımız.

Çay yapımının da bir çok çeşiti vardır kimisi demleme içer kimisi yeni zamanın hızına ayak uydurabilmek için üretilmiş sallama poşet çayları tercih eder, eskiler sallama diye adlandırılan poşet çaylardan pek hoşlanmazlar onlar demleme halis muhlis çay tavşan kanı çayı severler. Genellikle ofis ortamında çalışan insanlar pratik olduğu için poşet çaylarla idare etmeye çalışırlar.

Benim için en güzel çay kömürlü semaverde demlenen çaydır o tadının güzelliği rengi hiç birisine benzemez, semaver çok eski yıllardan beri günümüze gelmiş bir çay demleme aracıdır. Semaverin en alt kısmına köz kömürler koyulur bir üst kısmına su doldurulur en üsttede demlik adı verilen hazneye çay koyulur ve üzerine alt tarafta kaynamış su eklenerek çayı demlenmesi beklenir istenilen renk ve form elde edildiğinde su ile dem karıştırılarak afiyetle içilir. Uzun uzun çay ile ilgili böyle bir yazı yazmışken şimdi üstüne güzel bir semaverde demlenmiş çay içilir…