Anıtkabir

Daha önce bir 10 kasım günü ziyaret etme fırsatı bulduğum Anıtkabir’i geçtiğimiz günlerde daha sakin ve kalabalık olmayan bir günde detaylıca gezme fırsatı buldum. Harika bir mimariye sahip olan bu yapıt tam da atamıza layık bir mabet. Anıtkabir ile ilgili öğrendiğim ince bir bilgi ise şu şekilde; Atamız ölümünden önce halkımız benim cansız bedenimi istediği yere defnedebilir fakat mezarımdan baktığımda her zaman şanlı Türk bayrağını görmek isterim gibi bir cümle kurmuş. Ölümünden sonra Atatürk’ün söylemiş olduğu bu sözleri vasiyeti olarak kabul edilmiş ve Anıtkabir öyle bir mimariyle yapılmıştır ki, Atamızın yatmakta olduğu mezar odasının kapısındaki bakır kabartma Atatürk silüeti tam karşısındaki camdan görünen Ankara kalesinde dalgalanmakta olan Türk bayrağına bakmaktadır.

Atatürk’ün Makam Aracı

Bir hafta gibi bir süredir yine bu mecraya ara vermiş durumdaydım, bu aranın sebebi küçük bir Ankara ve Çanakkale turu yapmamdı. Gidip gördüğüm yerlerde bol bol fotoğraflar çekmeye çalıştım sizleri yanımda götürme imkanım yok ama çektiğim fotoğraflar sayesinde gördüklerimi sizlere de aktarmaya çalışacağım.

İlk gittiğim yer Ankara oldu, Ankara’ya gidip de atamızın yattığı Anıtkabir ‘i ziyaret etmemek düşünülemez bile burada  bir çok fotoğraf çekip Yüce Türk Mustafa Kemal Atatürk’ü kabrinde ziyaret ettim ve dua okuma fırsatı buldum. Müzeleri gezdim ve Atatürk’ün Cumhuriyetin ilanından sonra bayramlarda, özel günlerde ve protokol geçitlerinde kullandığı Lincoln marka aracını bire bir yerinde görme fırsatım oldu. Klasik otomobillere karşı oldukça ilgili olduğumdan bu aracı görmüş olmak beni ekstra mutlu etti.

Haydarpaşa

Bana göre İstanbul’da görüp görebileceğiniz en güzel yapılardan birisidir Haydarpaşa. İstanbul içinde çok fazla tarihi güzellik barındırır fakat Haydarpaşa bunların içinde bir başka olmuştur benim gözümde. Çatısı yandı şöyle oldu böyle oldu otel yapmak istediler falan ama neyse ki şu son zamanlarda ortalık duruldu sessiz sessiz yangın yüzünden oluşan yaralarını sarmaya çalışıyorlar. Umarım özüne sadık kalınarak yapılır bu restorasyon çalışması, çünkü son zamanlarda yapılan restorasyonları başarılı bulmuyorum zamane binaları gibi kalas mimariden uzak esintiler ne yazık ki karışıyor restore edilmeye çalışılan tarihi yapıların hamurlarına.. Sözü çok fazla uzatmadan geçen gün Eminönü-Kadıköy vapurunda çekmiş olduğum bir kaç Haydarpaşa pozunu paylaşıp konuyu bitireyim.

Ah İstanbul Ahh..

Bir çok insan kendisini İstanbul’dan kurtarıp kendini Anadolu’nun sessiz sakin bir kasabasına atmak ister, İstanbul’un kalabalığı, trafiği, stresi orada yaşayan insanları bıktırmış durumdadır. Aslında bunun sorumlusunun İstanbul olmadığını bir çocuğumuz göz ardı etmekte, İstanbul’un bu kadar kalabalık yoğun ve stres dolu bir şehir olmasının tek sebebi yine biz insanlarız. Nerede çokluk orada bokluk derler ya gerçekten bu çok doğru bir söz aslında, İstanbul bugün 1,5 milyonluk bir şehir olsa tadından yenmez ama gelin görün ki bugün kayıtlı 15 milyon civarı kayıt dışı ise ben 22 milyon vardır diyorum. Bende İstanbul’dan kaçıp bir gün Çanakkale’de hayatımın geri kalanını sürdürmek istiyorum ama keşke dediğim gibi İstanbul’a bu kadar fazla yükleme yapmasaydık ta burada yaşayan insanlar da rahat rahat yaşamlarını sürdürebilselerdi. Sözü daha fazla uzatmayacağım sizlere bir kaç güzel İstanbul karesiyle veda etmek istiyorum.. Sağlıcakla kalın!

 

Hayatınızdaki en önemli yer?

Genellikle bir çok insan için yıllar geçse bile her zaman bir anısı bir hatırası, yani nasıl anlatsam manevi değeri olan çok alakasız yerler yada eşyalar vardır. Bu tarz yerlerde genellikle asla unutmayacağınız bir anınız yada sizi inanılmaz derecede sevindirmiş/üzmüş bir olay yaşamışsınızdır. İşte bu yazımın konusu tam olarak bu, senin için bu tarif ettiği yer neresidir diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Bu acayip yer tam olarak Çanakkale Eceabat ilçesinden çıkıp İstanbul yönüne giderken Gelibolu ilçesine geldiğinizde ilk girişten değilde yukarıdaki ikinci girişten girdiğinizde hemen ileride sol tarafta kalan Kipa hiper marketin bahçesi.

Evet yanlış duymadınız benim için asla unutamayacağım yer bir hipermarket bahçesi, neden mi? gerçek anlamda ömrümün en güzel günlerini Gelibolu’ya tatile geldiğimde yaşıyorum ve bu çocukluğumdan beri bu şekilde ne zaman arkadaşlarımızla tatile gelsek bu kipaya geliriz ve alışveriş arabasının içini ağzına kadar alkolle abur cuburla doldurur ve gece yaşayacağımız
alemin temellerini burada atmış oluruz. Arkadaş grubumuzda bundan 7 sene önce tıp kazanmış bir arkadaşımızın tıbbı kazandığı haberini yine bu kipanın bahçesinde öğrenmiştim ve belki inanmayacaksınız ama geçen yıl aralık ayında Sbd 10 dolar civarında olduğu sıralar ben yine coinmarketcap i kipanın bahçesinde kontrol etmiş ve sbd nin 10 civarında bir rakam olduğunu burada görmüştüm. Bu saydığım olaylar silsilesi bence kipayı hayatımda değerli kılmak için yeter de artar bile.

Cumartesi akşamı yine meşhur arkadaş grubumuzla Cennetkoydaki yazlığımızda küçük bir parti yapacağız ve yine alış veriş tabi ki kipadan yapılacak o günün özetini pazar günü buraya yazmaya çalışacağım şimdilik bu kadar.

Travel: İğneada/Kırklareli – TURKEY

Kafa dinlemek için en iyi çözüm yolu tatile çıkmaktır. Genelde kolay kolay bunalmam fakat son bir kaç aydır piyasadaki kasvetli ortam beni gerçekten çok yordu. Bu yüzden Ukrayna tatilimden sonra ilk kez başka bir tatil planı yapmaya başladım. Daha çok kafa dinlemekten yana olduğum için sessiz sakin doğayla iç içe mekanları tercih ederim, bu kez Türkiye içerisinde bir yere gitmek istediğim için adresim İğneada oldu.

İyi de oldu…

İğneada’ya daha önce hiç gitmemiştim. İstanbul’dan yola çıkarak, İğneada’ya yaklaşık 2.30-3.00 saat kadar bir süre zarfında varabiliyorsunuz. Çok fazla virajlı yollarının olmasının yanı sıra bir çokta doğa manzarasına sahip olan İğneada, beni genel olarak tatmin etti diyebilirim. Yolculuk esnasında en tuhafıma giden olay, İğneada yolu üzerinde manyetik alan olarak adlandırılan bir yerin olmasıydı. Bu yol baktığınızda aslında yokuş aşağı gittiğinizi görüyorsunuz fakat arabayı durdurup boşa aldığınız zaman, araba kendi kendine yokuşu tırmanıyor. İnternette bu olayla alakalı bir çok video seyretmiştim ama gidip deneyimlemek gerçekten ilginç oldu.

İğneada’nın merkezinde bir pansiyonda konakladım. Pansiyonun konumu çok güzeldi, yani yürüyerek plaja ve çarşıya gitmeniz sadece 10-15 dakika sürüyordu. Ama bayram olduğu için gereğinden fazla bir kalabalık vardı. Bu kalabalıkta ister istemez, plajlara çarşılara bir hayli yansımıştı. Biz ekip olarak 7 kişi, 2 araba gittik. Daha çok keşfedilmemiş bakir sahilleri tercih ettik.

Genel olarak yaz aylarında günün büyük bir kısmı plajda geçtiği için bir anda akşam vakti olmuştu ve mangalın başına geçmiştik bile. Biz mangalı yaparken havada gök gürültüleri başlamıştı bile. Enteresan bir havaya sahip olan İğneada’da yaz ayında aniden fındık büyüklüğünde dolu yağışı ile karşı karşıya kaldık. Zor şartlar altında da olsa mangal başarıyla tamamlandı.

Beğendik/İğneada buranın çok tuhaf bir atmosferi vardı. Tamamen doğanın içinde, denizin kenarında bir kafesi dışında başka hiç bir şeyi olmayan bu yer manzaraya karşı, gün batımını seyrederken çay içip huzur dolmanız için kesinlikle tercih etmeniz gereken bir mekan.

Sahilinde çok garip kayalar vardı, kayalar sanki elle yapılmış gibi hepsi birbirine benziyor ve kayaların üstünde belirli aralıklarla boşluklar vardı. Lol oynayanlar bilir adeta Taliyah’ın ultisi gibiydi bu kayalar.

Tatil bitti, İstanbul’a geri dönüş yolculuğu başladı. Yolculuk esnasında inanılmaz bir yağmura yakalandık, arabanın silecekleri resmen yetersiz geliyordu. Dediğim gibi çok tuhaf bir havası vardı buranın. Yağmur yarım saat kadar yağdıktan sonra, ormanın içinde çay, kahve servisi yapan bir kafe bulduk. Gerçekten çok samimi bir ortamı vardı ve burada orman havasını çok net bir şekilde soluyabiliyorsunuz. Çay molasının ardından yavaştan İstanbul’a doğru yaklaşınca Büyükçekmece tabelasını görünce tatilin bittiğini anladım.


 

Yemekteyiz Programına Katıldım

Tv 8’de yayınlanan, geçen hafta 200. Bölümünü deviren “Yemekteyiz” isimli yarışma programına 4 ay önce başvuru formu doldurmuştum. Dün sabah saat 9 gibi telefonum zırıl zırıl çalıyor. Uykum da çok derin olduğu için çalan telefonu pek önemsemedim ve umarsızca uyumaya devam ettim. 10 dakikanın ardından telefonum aynı ısrarıyla tekrar çaldı. Kısık bir göz ile kim olduğunu bilmediğim, banka veya telekomünikasyon şirketi tarafından gelen ardışık sayılarla sıralanmış süslü bir telefon numara gördüm. Sabahın köründen olsa gerek, adeta bir Adnan Polat gibi telefonun ucundaki kişiyi selamladım.

ALO ! MERHABA BUYURUN ?

Karşımdaki kişiyi ürkütmüş olmalıyım ki, titrek bir ses ile merhaba KALVAS bey ile mi görüşüyorum dedi. Ben boğazımda birikmiş balgamı çözerek, daha nazik bir ses tonu ile tabi buyurun diyerek ortamda ki gergin havayı dağıttım. Hanım efendi gerçekten KALVAS ile konuştuğuna emin olabilmek adına, enteresan sorular sordu. Dedemin adı, anneannemin kızlık soy adı derken kendimi bir şekilde ispatlayabildim.

Ben Tv8’den arıyorum deyince işin şekli değişti tabi. 4 ay önce “Yemekteyiz” programımıza başvuru formu doldurmuşsunuz falan fişman anlattı bir şeyler. Benim de tamamen aklımdan çıkmıştı, o konuştukça hatırladım yavaş yavaş. İşte dedi formunuzu inceledik, ve yarışmamız için uygun olduğunuz konusunda karar verdik. Ama öncelikle ön görüşme tarzında bir şey oluyor ve yarışmacılarımız burada gerçekten yemek yapabildiklerini kanıtlamak için stüdyomuza geliyor. Dedim peki tamam ne zaman olacak bu ön görüşme ? Akşam 6’da diye net bir cevap aldım ve telefon görüşmesi sonlandı…

YÜZÜME KAPATTI ŞIFRINTI

Akşam ki prova için nasıl bir yemek kriterleri olduğunu soracaktım ki telefon şak diye kapandı. Oysa ki ben bu yarışmaya tamamen dalgasına başvurmuştum. Yapabildiğim en iyi yemek, menemen. Neyse dedim madem çağrıldık, üç beş yemek yapmayı öğreneyim ki sadece menemen ile rezil olmayalım. Öğrenecektim ama bu gün değil, ön görüşmede onları menemenim ile etkilemeyi düşünüyorum. Eğer her şey olumlu geçer, ve istediğim gibi olursa menümü belirlemek için vaktim olacak ve bu süreç esnasında belirlediğim menünün yapımı konusunda bolca pratik yapabileceğim. Ben bir duşa girip kahvaltı edeyim, pratiği de sabah kahvaltısıyla beraber halletmiş olurum hem…

SUCUKLU KAŞARLI MENEMEN

Dediğim gibi menemen konusunda kendime çok güveniyorum. Benim yaptığım menemenin yayında 1 adet somun ekmeği bitirmeniz gayet olağan.

 

Gizli Menemen Tarifi

Malzemeler

2 Adet yumruk büyüklüğünde soyulmuş domates.
2 Adet çarliston biber
1 kaşık tereyağı
8 dilim kalın kesilmiş kalite sucuk
1 kase rendelenmiş kaşar
3 adet 0 numara yumurta.

Yapılışı

Kabukları soyulmuş domatesler ustalıkla tahtada kokoreç keser gibi şak şak şak şak kesiliyor. Yani bir nevi domatesi keserek rendeliyorsunuz. Domateslerin kesim işlemi tamamlandığında, tavaya 1 kaşık tereyağını atıyoruz, o orada yavaştan eririken, tavaya yollanmaya hazır domateslerin üstüne 1 tutam tuz sepeliyor ve biraz bekletiyoruz. Bu esnada eriyen tereyağının üstüne doğradığımız sucuk ve çarliston biberleri gönderiyor, ve onlar az biraz piştikten sonra domatesleri üstüne atıyoruz. Ara ara tavaya tahta kaşık ile müdahale ederek dibi tutmasın diye hamleler yapıyoruz. Üzerine kapak kapatıp orayı dinlenmeye bırakırken 3 adet yumurtayı bir kaseye kırıp, üstüne 1 kase rendelediğimiz kaşar peynirini boca ediyoruz. Ve ardından yumurtayı ustalıkla çırpıyoruz. Yumurtanın sarısı ve beyazı birbirine o kadar iyi karışmalı ki tavaya dökebilmemiz için kasede hafiften köpük oluşumunu görmemiz gerek. Bu kıvama geldikten sonra tüm malzemeleri tavada buluşturuyor biraz pişirmenin ardından servise hazır hale getiriyoruz.

Özel menemenimin lezzetinden bir kez daha emin olduktan sonra yavaştan hazırlanıp, Tv8 stüdyosuna gitmek için evden çıktım.

 

TV8 ACUN ILICALI

Evet stüdyoya birlikte giriş yaptık, tam ben geldiğim sıra o da helikopterini park ediyordu. Dedim bu kesin Acun bekliyim biraz, birlikte gireriz içeri. Neyse park etti falan bu işte gördü beni, koştu geldi hemen, Yemekteyiz için geldin değil mi KALVAS sensin ? dedi. Evet diyerek Acun’u onayladım. Sarıldık falan iki muhabbet ettik ardından stüdyoya giriş yaptık.

Dedi ofisimde biraz soluklanalım birer kahve içeriz falan, maalesef Acun’un bu teklifini reddettim çünkü hazırlanmam gereken bir yarışma programı var. Yemekteyiz ne tarafta diye sordum Acun’a, tarif etti falan sağ olsun.

Stüdyoya girip Selamun Aleyküm diye kükredim, ses tonumdan tanımış olsa gerek telefonda konuştuğum hanımefendi hemen benim olduğumu anladı.

İçerde benim haricimde 4 kişi daha vardı, bu 4 kişinin de aynı benim gibi yakalarında isimleri yazıyordu. Dedim galiba bunlar benimle aynı anda yarışacaklar. Acun yüzünden biraz geç kalmış olmalıydım ki diğer yarışmacı arkadaşlar ocaklarının başına geçmiş, önlüklerini takmış yemekleri yapmaya başlamışlar bile. Benim içeri girdiğimi gören yetkili arkadaşlar güzel bir karşılamanın ardından beni de mini mutfağımın başına geçirdiler. Diğer yarışmacı arkadaşları selamlayarak ben de işimin başına geçtim. Öyle kokular geliyor ki, baktım millet döktürüyor 3 tencere yemek yapan var. Dedim acaba benim menemen sönük kalır mı bunların yanında falan ufaktan bir kuşku düştü içime.

SON 1 SAAT

Diye anons geldi. Ben şok tabi, ulan Acun diyorum bir de hala kahve içelim diyor, elimi çabuk tutmaya çalıştım. Normalde ben domatesleri soyamam kabuklarını her zaman anneme falan, birine soydurturum öyle başlarım işe, hatırlarsanız gizli tarifi verirken de soyulmuş domates yazmıştım. Dedim diğer malzemeleri hazırlıyım ben domatesleri de bir şekilde çözeriz artık. Kaşarıydı yumurtasıydı tereyağıydı derken döndük dolaştık yine domateslere geldik. Hemen yanımda da bir teyze var annem yaşlarında, kadın tatlı falan yapıyor yemekleri yapmış daha 1 saatte süre var. Tam bir ev hanımı belli. Neyse gözüme kestirdim ben bu teyzeyi. Önümde de 1 torba domates var. Aklıma gelen sinsi planla birlikte bıçağı kaktırdım parmağıma her yer şarıl şarıl kan.

SİNSİ PLAN

Planlarıma göre aynen şöyle olacaktı;

KALVAS parmağını bilerek keser, büyük bir acıyla bağırarak yardım ister. Yetkililer pansuman için pamuk mamuk bir şeyler getirirler, tabi bahsettiğimiz teyze olaya en yakın kişi olduğu için hemen yanımda biter. Pansumanın ardından domatesi kesemeyeceğim için teyzeden rica ederim ve o da bana domatesleri soyar.

Plan kağıt üstünde mükemmel gözüküyor. Fakat olayın heyecanıyla mı desem, vakit dar olduğu için panik mi yaptım desem ne desem bilmiyorum ama beni kan tuttuğunu unutmuş bulundum.

KALVAS (22) hafif kafa zonklamasıyla gözünü açmıştır ve olan biteni kavrayabilmek için büyük bir çaba sarf eder. Çok geçmeden odaya gelen yetkili bir hanım efendi, maalesef ön eleme sırasında bayıldığımı ve bu yüzden bu haftaki yarışmaya katılamayacağım haberini verir.

Balık Türlerini İnceliyoruz #1

Bir önceki yazımda akvaryum dünyası hakkında küçük bir giriş ve bu kılavuz niteliğinde olacak olan yazı dizisi hakkında bir kaç bilgi paylaşımında bulunmuştum. Bu yazımızda akvaryumda besleyebileceğiniz canlı türlerini başlıklar altında sınıflandırarak özellikleri hakkında bilgiler aktarmaya çalışacağım.

CANLI DOĞURAN TÜRLERİ

İsmi ilk okunduğunda garip gelebilir fakat bu balık türünün en büyük özelliği hamile balığın rahminden yavru balıklar akvaryuma direk yüzerek canlı bir şekilde doğarlar yani birazdan anlatacağım türlerde olduğu gibi yumurta formu olmaz, bu özellikleri memeli canlılara çok benzer fakat canlı doğuran balık türleri memeli sınıfına dahil değildir. Bir diğer özellikleri oldukça barışcıl türler olmalarıdır, akvaryum ortamında diğer balıklardan sakınılması gereken her türlü bir arada yaşayamayacak kadar narin olan bir ırk tır canlı doğuranlar. Sabahtan beri canlı doğuran türleri diye sayıklayıp duruyoruz şimdi sizlere bu familyaya ait olan türlerin isimlerinden bahsedeceğim. Lepistes,Platy,Molly,Endlerr,Velifera,Kılıçkuyruk,Aykuyruk canlı doğuran türlerinin alt kolları olarak kabul edebilirsiniz. Saymış olduğum bu türlerinde altlarında binlerce farklı varyete renk ve çeşitlilikte farklı farklı balıklar vardır.

 

CICHLID TÜRLERİ

Ülkemizde genellikle ciklet adıyla tanınan bu balık türlerinin ana vatanı genellikle Afrika’da bulunan iki adet gölden gelmektedir. Malawi ve Tangayika gölleri ciklet türlerinin hemen hepsine ev sahipliği yapmaktadırlar fakat Malawi gölünde yaşan bir türe Tangayika gölünde rastlayamazsınız her göl kendi bünyesinde kendine özgü türleri barındırmaktadır. Ciklet balıklarının üreme şekilleri alışılmışın biraz dışında bir yöntemle gerçekleşir. Dişi balık yumurtalarını ağzında kuluçka yapar ve su şartlarıyla doğru orantılı olarak 18-21 gün sonunda gelişimini tamamlamış yavruları ağzından dışarı salarak doğum olayını gerçekleştirmiş olur. Ciklet balıkları kendi içinde bir çok farklı varyete ve türe sahiptir bunlardan ülkemizde en çok görülenleri şu şekildedir; Sarı PrensesMavi Prenses, AhliYunusDemasoni, Paslı Prenses, Mpanga, Red Check gibi türlerdir. Ciklet balıklarının bakımında genellikle aynı varyetede olanların bir arada beslenmesi tavsiye edilir, farklı varyeteler bir arada beslendiğinde çapraz çiftleşme sonucu ırklarında ki saflık kaybolabiliyor ve istenmeyen kırma türler meydana gelebiliyor. Ciklet balıkları genellikle agresif türlerdir bu nedenle ciklet balıkları yine ciklet balıkları ile bir arada beslenmelidir, illa farklı bir türle birlikte beslemek zorundaysanız farklı olan balık cikletlerinizden büyük olmalıdır yoksa balığınıza pek huzur vermezler ve istenmeyen sonlarla karşılaşabilirsiniz.

SAZANSIGİLLER

Bende dahil olmak üzere hemen hemen akvaryum hobisine başlayan herkesin ilk tercih ettiği tür olan Japon balığı diye bildiğimiz o turuncu şirin balık aslında Sazansıgiller familyasına ait bir türdür. Doğal ortamda büyük göllerde karşımıza çıkabilirler fakat ülkemizdeki göllerde bir Japon balığına rastlamanız pek mümkün değildir. Aslında Japon balıkları çeşitli çaprazlamalar sonucu ehlilleştirilerek günümüzdeki halini almıştır yani yabani doğal ortamında pek akvaryumlarımızda beslediğimiz tatlı turuncu haline benzemez. Üreme olarak ekstra bir çaba harcamanıza gerek yoktur dişi balık yumurtalarını akvaryum zeminine döker erkekse dökülen yumurtaları döller ve 18-20 gün sonunda olgunlaşan yumurtalar minik japon balıkları olarak yüzmeye başlarlar. Üreme konusunda en çok dikkat etmeniz gereken yumurtaların mantarlaşmasını ve yetişkin bir balık tarafından yenmesini önlemektir. Mantarlaşma tehdidine karşı olarak suyunuza metilen mavisi diye adlandırılan sıvıdan akvaryum hacminize göre 10 litreye 1 damla olacak şekilde damlatarak bu problemin üstesinden büyük ölçüde gelebilirsiniz. Yumurtaların yetişkin bir balık tarafında yenmesini olayına karşı olarak da akvaryumu bitkilendirerek ve balıklarınızı aç bırakmamaya çalışarak büyük ölçüde bu probleminde üstesinde gelmeyi başarabilirsiniz.
Kedi balıkları, Vatozlar ve Omurgasızlar familyasıyla ilgili olan bölümleri bir sonraki yazımda bulabilirsiniz şimdilik bu kadar teşekkürler.

Çanakkale Şehitlik Ziyareti (11.03.2018)

11.03.2018 Çanakkale Şehitliği 

Merhaba sevgili okurlar, önceki yazılarımı takip edebilme fırsatınız olduysa, Çanakkale’ye ne kadar bağlı olduğumu biliyorsunuzdur. O zaman bilmeyenler için de özet geçiyormuş gibi olsun;

Yaz aylarının büyük bir kısmını Çanakkale’de geçiririm, bu adet yaklaşık 20 senedir bozulmamıştır. Gelibolu’nun oralarda, sabahtan akşama kadar evde salıncakta sallanan birini görürseniz emin olun o benimdir.

Her sene Çanakkale Şehitliklerini ziyaret etmeye çalışırım, mümkün olduğunca İstanbul’dan belediye turları ile gelenlerle aynı zamana denk getirmemeye çalışıyorum. Nedendir bilmiyorum ama Nisan/Mayıs aylarında tüm belediyeler çılgınlar gibi Şehitliklere ücretsiz gezi düzenliyor. Bir bakıma güzel bir şey tabii, imkanı olmayanların da gidip oraları görmeleri için kaçınılmaz bir fırsat. Yukarıda gördüğünüz tarihte yaptığım bir diğer Şehitlikler ziyaretinde bol bol fotoğraflar çektim. Eski haliyle şuan ki hali arasında çok büyük farklılıklar var. Ben buraya ilk olarak 3 yaşında falan gelmişim herhalde öyle söylüyorlar ben pek o yılları hatırlamıyorum tabii ama, işte o zamandan beri düzenli olarak ziyarete devam etmeye çalışıyorum.

Şimdi biraz Çanakkale Şehitliği hakkında bilgilenelim;

21 Ağustos 1960 günü halka açılmıştır. Şehitlikte, Anadolu Yakası, Gelibolu, Kilitbahir, Eceabat ve Anafartalar Şehitlikleri vardır. Çanakkale Şehitliği, 1. Dünya Savaşında, Çanakkale Savaşları sırasında şehit olan Türk askerlerimiz için yaptırılmıştır. Gerçek mezarlar burada bulunmuyor, sadece sembolik olarak mezar taşlarında isimleri yer alıyor.