Akvaryum Dünyasına Giriş #1

Akvaryumlara olan ilgim çok küçük yaşlarda başladı, ilk akvaryumumu hatırlıyorum da yaklaşık olarak 35 40 litrelik küçük bir akvaryumdu mahalleden bir ağabey hediye etmişti.

İşte her şey bu akvaryumun bana hediye edilmesiyle başladı, su altı ve suyun altında yaşayabilen canlılar inanılmaz derecede ilgimi çekmeye başladılar ve bu hobinin üzerine kendi imkanlarım doğrultusunda gitme kararı aldım. Her amatör hobicinin yaptığı gibi bende ilk evcil arkadaşım olarak bir Japon Balığı edindim, o kadar heyecanlıydı ki gerçekten bu tip duygular anlatılmaz yaşanır diye tabir edilen olaylar kategorisine girmeli.

Akvaryum hobisi bünyesinde bir çok detayı barındırmakta sonuç olarak sizde hak vereceksiniz ki su altında yaşayan bir canlıyı ev ortamında cam içerisinde yaşatmaya çalışmak zor ve detaylı bir iş olsa gerek, bir çok farklı tür ve bu farklı türlerinde birbirinden farklı gereksinimleri var.


Bu blog yazı dizimizde akvaryum canlıları hakkında başlıca türleri birbirinden ayırarak hepsini ayrı çatılar altında tek tek inceleyip gerekli ve işinize yarayacağını düşündüğüm bilgileri sizlerle paylaşacağım. Yaklaşık olarak 15 yıllık bir akvaryum hobiciliği geçmişim var ve akvaryum ortamında tatlı su türlerinin %90 kadarını besleyip tecrübe ettim, başlangıçta bu hobiye bir akvaryumla başladım ve daha sonra önüne geçemeyerek yıllar içerisinde bir gün bir baktım ki odam da tam 9 adet akvaryum vardı ve hepsinde farklı farklı yüzlerce balık.

Gerçekten akvaryum balığı bakımı zor ve zahmetli bir iş ve ben 9 akvaryumluk bir tempoya yetersiz kaldığımı hissetmeye başlayarak an itibariyle hakkını sonuna kadar verebilmek adına sahip olduğum akvaryum sayısını bir adete kadar indirdim ve şu an işlerimin yoğunluğu dolayısıyla bir adet akvaryum ile ilgilenmekteyim.

Akvaryum dünyası hakkındaki bilgi birikimimi yaşadığım sayısız acı tatlı tecrübeler ve internet ortamındaki bir çok forum sitesine üye olup aktif olarak ilgimi çeken konuları inceleyerek elde ettim ve şimdi bir yazı dizisi halinde bu bilgi birikimini karmaşıklaştırmadan sade bir dille konu konu ve başlıklar olarak ayırarak sizlere aktarmaya çalışacağım umarım başarılı olurum ve işinize yarar şimdide teşekkür ederim.

Pide Kuyruğunda Arbede

Hikaye yazmayı özlemişken steempress-io’nun hızır gibi çıkıp gelmesi de düşeş oldu tabi. Sevincimi dile getirerek, hikayeme geçiyorum…

 

 

Ramazan ayında bilirsiniz klişe olan bir kaç şey vardır. Bunlar; diş fırçalamanın orucu bozup bozmadığı, ezan bitene kadar yenir-içilir mi yoksa bittiği an yeme-içme eylemi kesilir mi, ve bir diğer klişe olan uzun pide kuyrukları… Benim olayım uzun pide kuyruğu ile ilgili. Oruç tutmuyorum ama pide yemeyi seviyorum, dedim kalk git şöyle sağlam yumurtalı bir pide al sıcak sıcak iyi gömülür…

 

FIRIN

Evimin yakınlarında kaliteli bir fırın var ve genelde ekmek vs. her şeyi oradan alırım, dışarda enteresan bir kalabalık vardı. Anlam veremedim ve emin adımlarla fırının yolunu tuttum… Fırına daha varmadan önümde Nokia 3310’da oynadığımız *Snake* oyunundaki gibi uzamış gitmiş bir insan yığını ile karşılaştım. Pide kuyruğu o kadar uzundu ki ben fırının girişini dahi göremiyordum. Sordum soruşturdum, bu kuyruğun gerçekten de pide kuyruğu olduğunu öğrenince ben de kendimi o kuyrukta buldum, hatta hemen arkamda 2-3 kişi bitmişti bile. Kuyruk öyle tuhaf bir kuyruk ki insanları sıkı fıkı etmiş, ilerde tabure atmış tavla oynayan dayılar mı dersin, kenara çadır kurmuş sırasının gelmesini bekleyenler mi dersiiin. Bir ton insan var. Ulan, heralde bu insanlar iftarı burada yapacak veya ezanın okunmasına az bir vakit kala bir çoğu vazgeçip evine geri döner diyorum.

uzun pide kuyruğu ile ilgili görsel sonucu

Götüm götüm ilerliyoruz etraf buram buram pide kokuyor, ben bir yandan fırının cirosunu hesaplıyorum. Tavlacı abilerin zarı falan sağa sola kaçıyor çoluk çombalak ağlıyor-bağırıyor. Çok gergin bir ortam var. Acilen kafamı dağıtmam gerek, bunlara odaklanmaya devam edersem vazgeçip evine dönenler ekibinin başını ben çekeceğim yoksa. Aslında evime dönüp gidebilirim sonuçta iftarı falan beklemiyorum ama canım çok pis pide çekmişti ve bu yoldan geri dönemezdim…

BOŞ BULUNMAK

Boş bulunmak diye bir şey vardır, bazen öyle bir boş bulunursun ki, kendine geldiğinde iş işten geçmiştir hatta bunu ben mi yaptım AQ ? bile dediğiniz hamleleriniz olur… Ben de boş bulundum işte ne bileyim aklımdan çıkmış nerede olduğumu unutmuşum… koskocaman **Ramazan Pidesi Kuyruğu** bu kuyruktayım ve sigara paketime davranıp umarsızca 1 sigara yaktım. Gözlerim o kadar uzağa dalıp gitmiş ki, etrafımda ağlayan çoluğu çombalağı mutelamışım. 1-2 fırt çektikten sonra 3. fırta davranırken sağ tarafımdan okkalı bir yumruk kulağımın arkasına geldi…

KALVAS (22) Ufak bir boş bulunmanın bedelini çok ağır ödeyerek geçici olarak sağır oldu. Ramazan pidesini alamadan kuyruktan men edilen KALVAS şuanda İstanbul Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tedavi görüyor. Esen Kalın