Şiirlerle Steemit (Best of) #3

HERGELE

Ne kadar üzülsem de sattım seni,
KALVAS artık twisiz idi…
Günümün yarısı geçiyor sahibindende,
İnanın tik oldu, değil elimde.

Arabasız kalmak değil kolay,
Yapamıyor insan onsuz kolay kolay…
Hayır gidemem metrobüs ile,
Alıştım artık bir kere…

Kestirdim gözüme bir araba,
Dedim alıyorum ben bunu baba.
Ekspertize sokalım evlat, dedi baba.
Arabada çıktı 15 takla…

Arabamı geri verin bana
Almıyorum araba maraba.
Kalmadı güvenim artık kimseye,
Canım Twim gel geri evine…

Giriyorsun rüyama her gece,
Alışmışım sana hergele.
Boğulsan da eğimde,
İstiyorum seni yine…

Gel hadi gidelim yine oto sanayiye
Baktıralım amcalara, neyin varmış diye…
Yakalım balataları keyfimizce,
Söz kızmayacağım sana hergele…

22497044_1818963271728859_48682709_o.jpg

YAZAN: @KALVAS

Şiirlerle Steemit (Best of) #2

Nargileci Nedim

Giderim her gece Bebeğe Ortaköye,
Söylerim bir anasonlu nargile.
Yazlığa gittiğimde kendime,
Bulamadım bir nargile.
Daldım düşüncelere kara kara.
Geldi aklıma elektronik sigara.
Ettim hemen sipariş,
Dedim patlamaz inş.
Nargileci Nedim aklınla bin yaşa,
Ne güzelmiş bu elektronik sigara.
Ejderhaya kafa tutarcasına…
Püskürtüyorum sağa sola.
Düşürmedim elimden günlerce,
Duman altı oldu Çanakkale.
1 gün dumanı gören dede…
Yangın çıktı sandı bahçede.
Ne ettin sen bize Nedim baba ?
Düşürdün beni böyle bir belaya.
Elimde patlasa daha iyi,
Dayanmıyor para likite vallahi.

 

Travel: İğneada/Kırklareli – TURKEY

Kafa dinlemek için en iyi çözüm yolu tatile çıkmaktır. Genelde kolay kolay bunalmam fakat son bir kaç aydır piyasadaki kasvetli ortam beni gerçekten çok yordu. Bu yüzden Ukrayna tatilimden sonra ilk kez başka bir tatil planı yapmaya başladım. Daha çok kafa dinlemekten yana olduğum için sessiz sakin doğayla iç içe mekanları tercih ederim, bu kez Türkiye içerisinde bir yere gitmek istediğim için adresim İğneada oldu.

İyi de oldu…

İğneada’ya daha önce hiç gitmemiştim. İstanbul’dan yola çıkarak, İğneada’ya yaklaşık 2.30-3.00 saat kadar bir süre zarfında varabiliyorsunuz. Çok fazla virajlı yollarının olmasının yanı sıra bir çokta doğa manzarasına sahip olan İğneada, beni genel olarak tatmin etti diyebilirim. Yolculuk esnasında en tuhafıma giden olay, İğneada yolu üzerinde manyetik alan olarak adlandırılan bir yerin olmasıydı. Bu yol baktığınızda aslında yokuş aşağı gittiğinizi görüyorsunuz fakat arabayı durdurup boşa aldığınız zaman, araba kendi kendine yokuşu tırmanıyor. İnternette bu olayla alakalı bir çok video seyretmiştim ama gidip deneyimlemek gerçekten ilginç oldu.

İğneada’nın merkezinde bir pansiyonda konakladım. Pansiyonun konumu çok güzeldi, yani yürüyerek plaja ve çarşıya gitmeniz sadece 10-15 dakika sürüyordu. Ama bayram olduğu için gereğinden fazla bir kalabalık vardı. Bu kalabalıkta ister istemez, plajlara çarşılara bir hayli yansımıştı. Biz ekip olarak 7 kişi, 2 araba gittik. Daha çok keşfedilmemiş bakir sahilleri tercih ettik.

Genel olarak yaz aylarında günün büyük bir kısmı plajda geçtiği için bir anda akşam vakti olmuştu ve mangalın başına geçmiştik bile. Biz mangalı yaparken havada gök gürültüleri başlamıştı bile. Enteresan bir havaya sahip olan İğneada’da yaz ayında aniden fındık büyüklüğünde dolu yağışı ile karşı karşıya kaldık. Zor şartlar altında da olsa mangal başarıyla tamamlandı.

Beğendik/İğneada buranın çok tuhaf bir atmosferi vardı. Tamamen doğanın içinde, denizin kenarında bir kafesi dışında başka hiç bir şeyi olmayan bu yer manzaraya karşı, gün batımını seyrederken çay içip huzur dolmanız için kesinlikle tercih etmeniz gereken bir mekan.

Sahilinde çok garip kayalar vardı, kayalar sanki elle yapılmış gibi hepsi birbirine benziyor ve kayaların üstünde belirli aralıklarla boşluklar vardı. Lol oynayanlar bilir adeta Taliyah’ın ultisi gibiydi bu kayalar.

Tatil bitti, İstanbul’a geri dönüş yolculuğu başladı. Yolculuk esnasında inanılmaz bir yağmura yakalandık, arabanın silecekleri resmen yetersiz geliyordu. Dediğim gibi çok tuhaf bir havası vardı buranın. Yağmur yarım saat kadar yağdıktan sonra, ormanın içinde çay, kahve servisi yapan bir kafe bulduk. Gerçekten çok samimi bir ortamı vardı ve burada orman havasını çok net bir şekilde soluyabiliyorsunuz. Çay molasının ardından yavaştan İstanbul’a doğru yaklaşınca Büyükçekmece tabelasını görünce tatilin bittiğini anladım.


 

Lepistes – Guppy

Merhaba sevgili akvaryum severler bugün bu yazımda sizlere akvaryum dünyasının en çok sevilen ve en çok tercih edilen türlerinden birisi olan lepistes(guppy) türü hakkında bilgiler aktarmaya çalışacağım

lepistes ile ilgili görsel sonucu

Lepistes balıklarının doğal yaşam alanları orta amerikadan brezilyaya kadar uzanan geniş bir bölgedir. Bizim akvaryumlarımızda beslediğimiz lepistes balıkları doğada görülenlerden biraz daha farklı ve ehlilleştirilmiş türlerdir. Lepistes balıkları akvaryum ortamında çaprazlama yöntemiyle çiftleştirilerek sayısız varyeteler meydana getirilmiştir, ülkemizde en yaygın olan lepistes türleri full red, full black, german, moscow green, moscow blue ve koi lepistes gibi öze tür ıslah edilmiş lespiteslerdir.

Genellikle doğal ortamlarında lepistesler bitkisel ağırlıklı olarak beslenselerde su içindeki mikro organizmalarıda afiyetle tüketirler. Su şartları olarak sert olmayan yumuşak su lardan hoşlanırlar bu sebeple evinizdeki lepistes akvaryumunuzda mangrow kökü yada kurumuş ağaç yaprağı gibi suyu yumuşatacak materyaller kullanmanızı tavsiye ederim.

lepistes ile ilgili görsel sonucu

Genellikle barışçıl bir tür olan lepistesler akvaryum dünyasında canlı doğuranlar grubuna dahil edilmişlerdir ve yine kendileri gibi farklı canlı doğuran türleriyle bir arada beslenmeleri tavsiye edilir. Üreme olarak bir lepistes dişisi ve erkeği aynı akvaryumdaysa ve uygun su şartları sağlanmış ise dişi mutlaka bir şekilde hamile kalacaktır sizin ekstra bir çaba harcamanıza gerek yoktur.

Doğum sırasında direk yüzer vaziyetteki yavrularınızı yaşatmak ve kayıp vermemek için hamile dişiyi yavruluğa yada başka bir akvaryuma aktarabilirsiniz. Ben dişiyi başka akvaryuma ayırmakla uğraşamam derseniz akvaryumunuzu bol bir şekilde bitkilendirmenizi tavsiye ederim bu sayede yeni doğan yavrular bitki yaprakları arasında tıpkı doğal ortamlarındaki gibi saklanarak hayatta kalmaya çalışırlar.

lepistes ile ilgili görsel sonucu

Dişi lepistes balığınızın hamile olup olmadığını nasıl anlayacağınız konusuna gelirsek balığın karnı gözle görülür bir şekilde şişkin ve anüs kısmı siyaha yakın koyu bir renk almış ise balığınız %90 hamiledir doğum bunu takip eden 10 15 gün içinde gerçekleşir.
Bugünlük bu kadar bir başka tür ve bir başka yazımda tekrar görüşmek dileğiyle..

Cichlid Akvaryum Kurulumu

Selamlar dostlar bugün sizlere ciklet (cichlid) diye bildiğimiz ülkemizde oldukça yaygın olan bu balık türünün akvaryum gereksinimleri üzerine bir yazı yazmak istiyorum. Öncelikle ciklet türlerinin iki farklı gruba ayrıldıklarından daha önceki yazılarımda sizlere bahsetmiştim, bu iki farklı türü bir arada beslemeye çalışmamanızı konun en başında üstüne basarak belirtmek istiyorum. Malawi gölüne ait olan türler bir arada Tangayika gölüne aile olan türlerden yine kendi aralarında beslenmelidirler.

Cichlid ile ilgili görsel sonucu

Ciklet balıkları ortalama olarak 10-15 cm e kadar büyüyebilen türlerdir bu yüzden en minimum akvaryum ölçüsü 200 litre 1 metrelik bir akvaryum olmalıdır. Bu vermiş olduğum minimum ölçüler için balıklarınızı sağlıklı bir şekilde büyütme ve düzenli olarak yavru almak istiyorsanız 1 erkek 4 dişi şeklinde bir koloni oluşturmanıza tavsiye ederim. Ciklet balıkları sert su sevdiklerinden suyu ph derecesi 8 civarında olmalıdır bu ph dengesini sağlayabilmeniz için zeminde kalsiyumlu silim kum kullanabilirsiniz.

Cichlid ile ilgili görsel sonucu

Ciklet balıkları doğal ortamlarında genellikle kayalık alanlarda yaşadıkları için akvaryum zeminide kayalar kullanmanız ve bu kayalarla mağaralar oluşturmanız balıkğın kendisini doğal ortamında hissetmesi açısından oldukça önemlidir. Ciklet balıkları oldukça bölgeci balıklardır ve akvaryumda bir mağazayı sahiplenen erkek gözüne kestirdiği bir dişiyle çiftleşerek üreme olayını gerçekleştirmiş olurlar. Başka bir yazımda üreme ve yavru bakımı hakkında detaylı bir klavuz oluşturmayı planlıyorum bur yazıda üreme olayına fazla değinmeyeceğim.
Beslenme alışkanlığı olarak ciklet balıkları genellikle hem proteinsel hemde bitkisel olarak beslenebilirler fakat bu durum beslediğiniz ciklet balığının türüne göre değişiklik gösterebilir. Bir demasoni ciklet genellikle bitkisel ağırlıklı beslenirken bir sarı prenses cikleti protein ağırlıklı beslenmelidir.

cichlid aquarium ile ilgili görsel sonucu

Ciklet akvaryumunda olmazsa olmaz iyi bir filtrasyon sistemidir 200 litrelik bir akvaryum için saate 1000lh kafa motoruna sahip bir dış motor işinizi fazlasıyla görecektir. Su sıcaklığıda balıklarınızın sağlığı ve üreme için dikkat etmeniz gereken bir başka konudur. Su sıcaklığınızı 26 derece civarında tutmaya özen göstermelisiniz. Isıtıcı tercihinizi litre başına 1 watt düşecek şekilde seçebilirsiniz yani 200 litrelik bir akvaryum için 200 wattlık bir ısıtıcı işinizi görecektir. Bugünlük bu kadar bir başka akvaryum yazısında tekrar buluşmak üzere…

Kel Olmak ve Kullanmayı Bıraktığım Eşyalar

Yaşı ufak, ergenliğe yeni girmiş gençlerin merakıdır sakal. Büyüklerine hep sorarlar nasıl çıkacak bu sakal diye. Aldıkları cevaplar karşısında tatmin olmayan gençler zehir gibi oldukları için sen de nasıl çıktı peki diye sorarlar hemen. Bu cevaba karşılık olarakta bazı kendini bilmez büyükler gece yattım sabah kalktım kendiliğinden çıkmıştı diyerek espri mahiyetinde gençlerin kafasını bulandırır. Ve hatta bu alaycı cevap ile kendilerini komedyen sananlar bile olur. Yazıya neden böyle bir giriş yaptım ? Çünkü anlatacağım kelleşme serüveni o komedyen büyüklere doğruluk payı verir nitelikte.

Saçım fırça gibi idi. Her gün hobby jole ve limon suyuyla diken diken yapıyor, saçıma özeniyordum. Eee o zamanlar wax falan yoktu tabi kafamıza limon sürerdik… Sabahları uyandığımda yastığımın üstünde tomar tomar saç telleri görmeye başlayınca bir şeylerin ters gittiğini farkına vardım. Anlattığım olay yaşandığı zaman ben 17-18 yaşında idim. Ama gözle görünür hiç bir şey yok yani sanki o saçlar benden dökülmemiş gibiydi. Yastık kılıfında gördüğüm saçları dünden kalma saçlar sanırdım. Meğersem annem kılıfı her gün değiştiriyormuş yani her gece yeni bir posta saç döküyorum ama farkında değilim, çünkü dediğim gibi gözle görünür bir değişim yoktu.

Gel zaman git zaman, ben hala fark edemesem de güneşli günlerde dışarda farklı arkadaşlarımdan saçlarımın seyreldiği yönünde yorumlar alıyorum. Ben tabi hala daha, ne diyonuz aq falan diyorum bir yandan elimle saçımı düzeltiyorum. Sonra elime bi bakıyorum her taraf saç teli… Ulan dedim galiba insanlar haklı. Duş, yastık kılıfı, çevremden aldığım yorumlar beni çok depresif yaptı ki bu çok normal çünkü yaşım daha 17-18 nasıl böyle bir şey olabilir diye düşünüyorum. Sonra akşam ani bir kararla kendi saçımı kestim direk 2 numara makine ile traş ettim. İlk kez saçım bu kadar kısa olmuştu. Seyrekleştiğini o zaman fark ettim işte. Sakal şakası gibi olmuştu aynı, saçı kesince bir anda saçlarımın gittiğini fark ettim. Gerçekten gözle görülür boşluklar oluşmuştu kafamın üst kısmında. Traş etmemin sebebi ise kafam biraz hava alsın, rahatlasın sonuçta kökü ben de tekrar daha sağlıklı saç telleri çıkar diyerek böyle ani bir karar vermiştim.

Traşın ardından haftalar geçti benim saçlar uzamıyor. Yanlarım uzuyor üstler o kadar az uzamış ki hani bir tek ben fark ederim öyle bir durum. Gel zaman git zaman üzerinden 5 yıl geçti, 5 yılda saçlarım toplam olarak 3 santim uzadı. Kökü bende diye kestirdim ama meğersem kel olmuşum haberim yok. Şuan hala dökülüyordur muhtemelen, kısa olduğu için pek fark etmiyorum ve artık takmıyorum da. Çünkü kelliği sevdim ve alıştım. Eskiden kullandığım bir çok eşyayı kullanmaz oldum…

Kullanmadığım eşyaların başını saç kurutma makinesi çekiyor. Eskiden evde neredeyse en çok benim tarafımdan kullanılan bu cihaz, yaklaşık olarak 5 yıldır elime değmiyor. Zaten saçım yok yıkadıktan sonra da havlu ile ileri geri yaptığın an kup kuru oluyor.

Jöle/Wax/Saç Spreyi: Bunlar hakkında her hangi bir şey söylememe zaten gerek yok diye düşünüyorum.

Tarak: Özlediklerim arasında…

Yemekteyiz Programına Katıldım

Tv 8’de yayınlanan, geçen hafta 200. Bölümünü deviren “Yemekteyiz” isimli yarışma programına 4 ay önce başvuru formu doldurmuştum. Dün sabah saat 9 gibi telefonum zırıl zırıl çalıyor. Uykum da çok derin olduğu için çalan telefonu pek önemsemedim ve umarsızca uyumaya devam ettim. 10 dakikanın ardından telefonum aynı ısrarıyla tekrar çaldı. Kısık bir göz ile kim olduğunu bilmediğim, banka veya telekomünikasyon şirketi tarafından gelen ardışık sayılarla sıralanmış süslü bir telefon numara gördüm. Sabahın köründen olsa gerek, adeta bir Adnan Polat gibi telefonun ucundaki kişiyi selamladım.

ALO ! MERHABA BUYURUN ?

Karşımdaki kişiyi ürkütmüş olmalıyım ki, titrek bir ses ile merhaba KALVAS bey ile mi görüşüyorum dedi. Ben boğazımda birikmiş balgamı çözerek, daha nazik bir ses tonu ile tabi buyurun diyerek ortamda ki gergin havayı dağıttım. Hanım efendi gerçekten KALVAS ile konuştuğuna emin olabilmek adına, enteresan sorular sordu. Dedemin adı, anneannemin kızlık soy adı derken kendimi bir şekilde ispatlayabildim.

Ben Tv8’den arıyorum deyince işin şekli değişti tabi. 4 ay önce “Yemekteyiz” programımıza başvuru formu doldurmuşsunuz falan fişman anlattı bir şeyler. Benim de tamamen aklımdan çıkmıştı, o konuştukça hatırladım yavaş yavaş. İşte dedi formunuzu inceledik, ve yarışmamız için uygun olduğunuz konusunda karar verdik. Ama öncelikle ön görüşme tarzında bir şey oluyor ve yarışmacılarımız burada gerçekten yemek yapabildiklerini kanıtlamak için stüdyomuza geliyor. Dedim peki tamam ne zaman olacak bu ön görüşme ? Akşam 6’da diye net bir cevap aldım ve telefon görüşmesi sonlandı…

YÜZÜME KAPATTI ŞIFRINTI

Akşam ki prova için nasıl bir yemek kriterleri olduğunu soracaktım ki telefon şak diye kapandı. Oysa ki ben bu yarışmaya tamamen dalgasına başvurmuştum. Yapabildiğim en iyi yemek, menemen. Neyse dedim madem çağrıldık, üç beş yemek yapmayı öğreneyim ki sadece menemen ile rezil olmayalım. Öğrenecektim ama bu gün değil, ön görüşmede onları menemenim ile etkilemeyi düşünüyorum. Eğer her şey olumlu geçer, ve istediğim gibi olursa menümü belirlemek için vaktim olacak ve bu süreç esnasında belirlediğim menünün yapımı konusunda bolca pratik yapabileceğim. Ben bir duşa girip kahvaltı edeyim, pratiği de sabah kahvaltısıyla beraber halletmiş olurum hem…

SUCUKLU KAŞARLI MENEMEN

Dediğim gibi menemen konusunda kendime çok güveniyorum. Benim yaptığım menemenin yayında 1 adet somun ekmeği bitirmeniz gayet olağan.

 

Gizli Menemen Tarifi

Malzemeler

2 Adet yumruk büyüklüğünde soyulmuş domates.
2 Adet çarliston biber
1 kaşık tereyağı
8 dilim kalın kesilmiş kalite sucuk
1 kase rendelenmiş kaşar
3 adet 0 numara yumurta.

Yapılışı

Kabukları soyulmuş domatesler ustalıkla tahtada kokoreç keser gibi şak şak şak şak kesiliyor. Yani bir nevi domatesi keserek rendeliyorsunuz. Domateslerin kesim işlemi tamamlandığında, tavaya 1 kaşık tereyağını atıyoruz, o orada yavaştan eririken, tavaya yollanmaya hazır domateslerin üstüne 1 tutam tuz sepeliyor ve biraz bekletiyoruz. Bu esnada eriyen tereyağının üstüne doğradığımız sucuk ve çarliston biberleri gönderiyor, ve onlar az biraz piştikten sonra domatesleri üstüne atıyoruz. Ara ara tavaya tahta kaşık ile müdahale ederek dibi tutmasın diye hamleler yapıyoruz. Üzerine kapak kapatıp orayı dinlenmeye bırakırken 3 adet yumurtayı bir kaseye kırıp, üstüne 1 kase rendelediğimiz kaşar peynirini boca ediyoruz. Ve ardından yumurtayı ustalıkla çırpıyoruz. Yumurtanın sarısı ve beyazı birbirine o kadar iyi karışmalı ki tavaya dökebilmemiz için kasede hafiften köpük oluşumunu görmemiz gerek. Bu kıvama geldikten sonra tüm malzemeleri tavada buluşturuyor biraz pişirmenin ardından servise hazır hale getiriyoruz.

Özel menemenimin lezzetinden bir kez daha emin olduktan sonra yavaştan hazırlanıp, Tv8 stüdyosuna gitmek için evden çıktım.

 

TV8 ACUN ILICALI

Evet stüdyoya birlikte giriş yaptık, tam ben geldiğim sıra o da helikopterini park ediyordu. Dedim bu kesin Acun bekliyim biraz, birlikte gireriz içeri. Neyse park etti falan bu işte gördü beni, koştu geldi hemen, Yemekteyiz için geldin değil mi KALVAS sensin ? dedi. Evet diyerek Acun’u onayladım. Sarıldık falan iki muhabbet ettik ardından stüdyoya giriş yaptık.

Dedi ofisimde biraz soluklanalım birer kahve içeriz falan, maalesef Acun’un bu teklifini reddettim çünkü hazırlanmam gereken bir yarışma programı var. Yemekteyiz ne tarafta diye sordum Acun’a, tarif etti falan sağ olsun.

Stüdyoya girip Selamun Aleyküm diye kükredim, ses tonumdan tanımış olsa gerek telefonda konuştuğum hanımefendi hemen benim olduğumu anladı.

İçerde benim haricimde 4 kişi daha vardı, bu 4 kişinin de aynı benim gibi yakalarında isimleri yazıyordu. Dedim galiba bunlar benimle aynı anda yarışacaklar. Acun yüzünden biraz geç kalmış olmalıydım ki diğer yarışmacı arkadaşlar ocaklarının başına geçmiş, önlüklerini takmış yemekleri yapmaya başlamışlar bile. Benim içeri girdiğimi gören yetkili arkadaşlar güzel bir karşılamanın ardından beni de mini mutfağımın başına geçirdiler. Diğer yarışmacı arkadaşları selamlayarak ben de işimin başına geçtim. Öyle kokular geliyor ki, baktım millet döktürüyor 3 tencere yemek yapan var. Dedim acaba benim menemen sönük kalır mı bunların yanında falan ufaktan bir kuşku düştü içime.

SON 1 SAAT

Diye anons geldi. Ben şok tabi, ulan Acun diyorum bir de hala kahve içelim diyor, elimi çabuk tutmaya çalıştım. Normalde ben domatesleri soyamam kabuklarını her zaman anneme falan, birine soydurturum öyle başlarım işe, hatırlarsanız gizli tarifi verirken de soyulmuş domates yazmıştım. Dedim diğer malzemeleri hazırlıyım ben domatesleri de bir şekilde çözeriz artık. Kaşarıydı yumurtasıydı tereyağıydı derken döndük dolaştık yine domateslere geldik. Hemen yanımda da bir teyze var annem yaşlarında, kadın tatlı falan yapıyor yemekleri yapmış daha 1 saatte süre var. Tam bir ev hanımı belli. Neyse gözüme kestirdim ben bu teyzeyi. Önümde de 1 torba domates var. Aklıma gelen sinsi planla birlikte bıçağı kaktırdım parmağıma her yer şarıl şarıl kan.

SİNSİ PLAN

Planlarıma göre aynen şöyle olacaktı;

KALVAS parmağını bilerek keser, büyük bir acıyla bağırarak yardım ister. Yetkililer pansuman için pamuk mamuk bir şeyler getirirler, tabi bahsettiğimiz teyze olaya en yakın kişi olduğu için hemen yanımda biter. Pansumanın ardından domatesi kesemeyeceğim için teyzeden rica ederim ve o da bana domatesleri soyar.

Plan kağıt üstünde mükemmel gözüküyor. Fakat olayın heyecanıyla mı desem, vakit dar olduğu için panik mi yaptım desem ne desem bilmiyorum ama beni kan tuttuğunu unutmuş bulundum.

KALVAS (22) hafif kafa zonklamasıyla gözünü açmıştır ve olan biteni kavrayabilmek için büyük bir çaba sarf eder. Çok geçmeden odaya gelen yetkili bir hanım efendi, maalesef ön eleme sırasında bayıldığımı ve bu yüzden bu haftaki yarışmaya katılamayacağım haberini verir.

KALVAS’la Şiir SteemPress’te #1

Maalesef sıcak yaz günleri dört bir yanımızı sarmış durumda. Günde 18 kere duş aldığımız günlere geri döndük. “Maalesef” diyorum çünkü ben hala İstanbul’dayım. İstanbul’da sıcakla nasıl baş edeceğim hakkında kendimle istişare yaparken; aklıma odamın lamba takılan yerine pervane takmak geldi. Bu pervane bildiğiniz pervanelere benzemiyor yalnız. Değirmen gibi kocaman, özellikle beşe taktığınız zaman evde fırtına etkisi yaratıyor.

İnsanlarda da hep aynı trip var nedendir bilmiyorum ama, kışın sabah 8-10 sularında işe güce giderken, keşke yaz gelse diye ağlıyordum. Şimdi de yaz geldi ne bok yiyeceğiz diye düşünüyoruz. Gerçekten bu işin ortası yok galiba, şu an bu cümleleri yazarken bile terledim. Ben pervanemi açıp biraz serinlemeye gidiyorum, siz de o ara, değerli pervanem için yazdığım şiiri okuyabilirsiniz.

ÇOK SICAK ÇOOK

Yaz geldi şenlendik,
Vıcık vıcık olduk terledik.
Klima çarpıyor beni,
Pervane şart gibi…

Astım pervaneyi odama,
Ev oluverdi taverna.
Aç ordan bana bir Bomonti,
Kesmiyor beni Ice Tea.

Kavruluyoruz geçen yine,
Pervaneyi taktım beşe.
Tornado çıkınca evde,
Şaşa kaldım yeminle…

Yok gerek fazla masrafa,
SBD olmuş zaten takla.
Tak bir pervane evine,
Yaslan arkana, bak keyfine…

Valla benden demesi,
Pervane en iyisi…
Kalvas’a verin kulak,
Oluvermeyin sonra helak…