Travel: İğneada/Kırklareli – TURKEY

Kafa dinlemek için en iyi çözüm yolu tatile çıkmaktır. Genelde kolay kolay bunalmam fakat son bir kaç aydır piyasadaki kasvetli ortam beni gerçekten çok yordu. Bu yüzden Ukrayna tatilimden sonra ilk kez başka bir tatil planı yapmaya başladım. Daha çok kafa dinlemekten yana olduğum için sessiz sakin doğayla iç içe mekanları tercih ederim, bu kez Türkiye içerisinde bir yere gitmek istediğim için adresim İğneada oldu.

İyi de oldu…

İğneada’ya daha önce hiç gitmemiştim. İstanbul’dan yola çıkarak, İğneada’ya yaklaşık 2.30-3.00 saat kadar bir süre zarfında varabiliyorsunuz. Çok fazla virajlı yollarının olmasının yanı sıra bir çokta doğa manzarasına sahip olan İğneada, beni genel olarak tatmin etti diyebilirim. Yolculuk esnasında en tuhafıma giden olay, İğneada yolu üzerinde manyetik alan olarak adlandırılan bir yerin olmasıydı. Bu yol baktığınızda aslında yokuş aşağı gittiğinizi görüyorsunuz fakat arabayı durdurup boşa aldığınız zaman, araba kendi kendine yokuşu tırmanıyor. İnternette bu olayla alakalı bir çok video seyretmiştim ama gidip deneyimlemek gerçekten ilginç oldu.

İğneada’nın merkezinde bir pansiyonda konakladım. Pansiyonun konumu çok güzeldi, yani yürüyerek plaja ve çarşıya gitmeniz sadece 10-15 dakika sürüyordu. Ama bayram olduğu için gereğinden fazla bir kalabalık vardı. Bu kalabalıkta ister istemez, plajlara çarşılara bir hayli yansımıştı. Biz ekip olarak 7 kişi, 2 araba gittik. Daha çok keşfedilmemiş bakir sahilleri tercih ettik.

Genel olarak yaz aylarında günün büyük bir kısmı plajda geçtiği için bir anda akşam vakti olmuştu ve mangalın başına geçmiştik bile. Biz mangalı yaparken havada gök gürültüleri başlamıştı bile. Enteresan bir havaya sahip olan İğneada’da yaz ayında aniden fındık büyüklüğünde dolu yağışı ile karşı karşıya kaldık. Zor şartlar altında da olsa mangal başarıyla tamamlandı.

Beğendik/İğneada buranın çok tuhaf bir atmosferi vardı. Tamamen doğanın içinde, denizin kenarında bir kafesi dışında başka hiç bir şeyi olmayan bu yer manzaraya karşı, gün batımını seyrederken çay içip huzur dolmanız için kesinlikle tercih etmeniz gereken bir mekan.

Sahilinde çok garip kayalar vardı, kayalar sanki elle yapılmış gibi hepsi birbirine benziyor ve kayaların üstünde belirli aralıklarla boşluklar vardı. Lol oynayanlar bilir adeta Taliyah’ın ultisi gibiydi bu kayalar.

Tatil bitti, İstanbul’a geri dönüş yolculuğu başladı. Yolculuk esnasında inanılmaz bir yağmura yakalandık, arabanın silecekleri resmen yetersiz geliyordu. Dediğim gibi çok tuhaf bir havası vardı buranın. Yağmur yarım saat kadar yağdıktan sonra, ormanın içinde çay, kahve servisi yapan bir kafe bulduk. Gerçekten çok samimi bir ortamı vardı ve burada orman havasını çok net bir şekilde soluyabiliyorsunuz. Çay molasının ardından yavaştan İstanbul’a doğru yaklaşınca Büyükçekmece tabelasını görünce tatilin bittiğini anladım.


 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir